
Yaralamalı trafik kazası sonrasında sürücü hakkında hem TCK 89’daki taksirle yaralama hem de TCK 179’daki trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ayrı ayrı dava açılması uygulamada sık görülür. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 13/10/2021 tarihli, 2021/4178 E., 2021/6867 K. sayılı kararına göre bu iki suç arasındaki ilişki, cezaların ağırlığına değil zarar suçu ile tehlike suçu ölçütüne göre çözülür: Kazada bir kişi yaralanmış ve taksirle yaralamadan mahkumiyet kurulabiliyorsa, ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ceza verilemez. Aynı kararda, 0,78 promil alkolün tek başına bilinçli taksir hükümlerini uygulamak için yeterli olmadığı da kabul edilmiştir.
Yazı İçeriği
- Sorunun Ortaya Konulması
- Yargıtay Kararına Konu Somut Olay
- TCK 89: Taksirle Yaralama Suçu
- TCK 179: Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu
- Zarar Suçu ve Tehlike Suçu Ölçütü
- Neden Fikri İçtima (TCK 44) Uygulanmıyor?
- Taksirle Yaralamadan Ceza Verilemediğinde Ne Olur?
- Uzlaşma Halindeki İçtihat Tartışması
- Olası Senaryolar ve Sonuçları
- Alkol ve Bilinçli Taksir: 0,78 Promil Yeterli mi?
- KTK 48 ve İdari Yaptırımlar
- Kararın İkinci Bozma Nedeni: Mükerrirlere Özgü İnfaz Rejimi
- Kusur Tespiti ve Bilirkişi İncelemesi
- Tazminat ve Sigorta Boyutu
- Sürücü ve Mağdur İçin Strateji
- Sık Sorulan Sorular
Sorunun Ortaya Konulması
Trafik kazaları, ceza hukuku bakımından birden fazla suç tipinin aynı olay içerisinde gündeme gelebildiği alanların başında gelmektedir. Özellikle sürücünün alkollü olması ve kaza sonucunda bir kişinin yaralanması halinde, uygulamada taksirle yaralama ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarının birlikte değerlendirilmesi gündeme gelmektedir.
Bu noktada önemli sorunlardan biri, aynı olay nedeniyle sürücünün hem TCK’nın 89. maddesinde düzenlenen taksirle yaralama suçundan hem de TCK’nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ayrı ayrı cezalandırılıp cezalandırılamayacağıdır.
Uygulamada bu sorunun pratik sonucu büyüktür. Çünkü iki ayrı mahkumiyet demek, iki ayrı adli sicil kaydı, iki ayrı infaz ve çoğu zaman erteleme ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması imkanlarının kaybı demektir. Üstelik trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu şikayete tabi olmadığından, mağdurla uzlaşılsa dahi ikinci dosya ayakta kalabilmektedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 13/10/2021 tarihli, 2021/4178 Esas ve 2021/6867 Karar sayılı kararı, bu konuda yol gösterici değerlendirmeler içermektedir. Kararda Daire, tehlikeli eylemin zarara yol açması halinde zarar suçu ile tehlike suçu arasındaki ilişkinin nasıl kurulması gerektiğini ortaya koymuş; ayrıca 0,78 promil alkollü araç kullanılması bakımından bilinçli taksir hükümlerinin uygulanamayacağı sonucuna ulaşmıştır.
Yargıtay Kararına Konu Somut Olay
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2021/4178 E., 2021/6867 K., Karar Tarihi: 13/10/2021
Karara konu olayda sanık, kullandığı araçla kontrolsüz bir kavşakta motosikletle çarpışmış ve kazada karşı araç sürücüsünün yaralanmasına neden olmuştur. Kaza; meskun mahal içerisinde, aydınlatmanın bulunduğu, bölünmüş, düz ve eğimli bir yolda meydana gelmiştir. Kararda sanığın kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu ve katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı belirtilmiştir.
Olayın dikkat çekici yönlerinden biri, sanığın kaza sonrasında yapılan alkol ölçümünde 0,78 promil alkollü olduğunun tespit edilmesidir. Alkol ölçümü kazadan yaklaşık 18 dakika sonra gerçekleştirilmiştir.
Sanık hakkında aynı olay nedeniyle hem taksirle yaralama hem de trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından ayrı ayrı kamu davaları açılmış ve her iki suç bakımından da mahkumiyet kararı verilmiştir. Taksirle yaralama suçundan verilen ceza ertelenmiş; trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilen ceza bakımından ise ayrıca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir. Yargıtay her iki mahkumiyet hükmünü de hukuka aykırı bulmuştur.
TCK 89: Taksirle Yaralama Suçu
Taksirle yaralama, Türk Ceza Kanununun 89. maddesinde düzenlenmiştir. Suç, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucu bir kişinin vücuduna acı vermesi, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmasıyla oluşur. Kanun metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.
Suça ilişkin temel bilgiler şunlardır:
- Temel ceza: Üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası.
- Nitelikli haller: Yaralamanın duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, kemik kırılmasına, konuşmada sürekli zorluğa, yüzde sabit ize, yaşamı tehlikeye sokan bir duruma ya da gebe kadının çocuğunun erken doğmasına neden olması halinde ceza yarı oranında artırılır. Organ kaybı, sürekli hastalık, bitkisel hayat gibi daha ağır sonuçlarda ceza bir kat artırılır.
- Birden fazla mağdur: Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Her mağdur için ayrı ceza verilmez, tek hüküm kurulur.
- Şikayet: Bilinçli taksir hali hariç olmak üzere suç şikayete tabidir. Şikayet süresi fiili ve faili öğrenmeden itibaren altı aydır.
- Uzlaştırma: Şikayete tabi olması nedeniyle CMK 253 kapsamında uzlaştırma hükümleri uygulanır.
- Görevli mahkeme: Asliye ceza mahkemesi.
Buradaki kritik nokta şudur: Taksirle yaralama bir zarar suçudur. Yani failin taksirli hareketi sonucunda kişinin vücut dokunulmazlığına yönelik somut bir zarar meydana gelmiştir.
TCK 179: Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu
TCK’nın 179. maddesi, trafik güvenliğini tehlikeye sokan çeşitli eylemleri suç olarak düzenlemektedir. Maddenin yapısı şöyledir:
- Birinci fıkra: Ulaşımın güven içinde akışını sağlamak için konulmuş işaretleri değiştirmek, kullanılamaz hale getirmek, yanlış işaret vermek, yollar üzerine bir şey koymak veya teknik işletim sistemine müdahale etmek suretiyle tehlikeye neden olmak.
- İkinci fıkra: Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi. Ceza üç aydan iki yıla kadar hapistir.
- Üçüncü fıkra: Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek durumda olan kişinin araç kullanması. Bu halde de ikinci fıkra hükmüne göre ceza verilir.
Yargıtay, TCK 179 kapsamında düzenlenen bu suçun tehlike suçu niteliğinde olduğunu kabul etmektedir. Başka bir ifadeyle suçun oluşması için her durumda ayrıca bir kişinin yaralanması veya malvarlığı bakımından somut bir zararın meydana gelmesi gerekmemektedir. Tehlikeli eylemin kanunda korunan hukuki değer bakımından öngörülen tehlikeyi yaratması suçun oluşumu bakımından esas alınmaktadır.
Bu suç şikayete tabi değildir; savcılık resen soruşturma başlatır ve mağdurun şikayetten vazgeçmesi davayı sona erdirmez. Uygulamadaki gerilimin kaynağı da tam olarak budur.
Dolayısıyla aynı trafik kazasında hem bir tehlikenin meydana gelmesi hem de bu tehlikeli hareket sonucunda bir kişinin yaralanması mümkündür. Asıl mesele, böyle bir durumda failin iki ayrı suçtan cezalandırılıp cezalandırılamayacağıdır.
Zarar Suçu ve Tehlike Suçu Ölçütü
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, aynı olay içerisinde taksirle yaralama ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarının gündeme gelmesi halinde değerlendirmeyi cezaların ağırlığı üzerinden değil, zarar suçu ile tehlike suçu ayrımı üzerinden yapmaktadır.
Kararda açıkça, tehlikeli eylemin zarara yol açması ve her iki suçun birlikte işlenmesi halinde, failin hangi suçtan cezalandırılacağının belirlenmesinde kanunda öngörülen cezaların ağırlığının değil, zarar suçu ile tehlike suçu ölçütünün esas alınması gerektiği belirtilmiştir.
Bu yaklaşımın somut sonucu şudur: Eğer trafik kazası sonucunda bir kişi yaralanmış ve şartları oluştuğu için fail hakkında taksirle yaralama suçundan mahkumiyet kurulabiliyorsa, aynı eylem nedeniyle ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ikinci bir mahkumiyet kararı verilmemelidir. Bu suç yönünden hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
Yargıtay’ın kararında da somut olay bakımından bir kişinin yaralandığı, dolayısıyla zarar suçunun oluştuğu ve sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırıldığı vurgulanmıştır. Bu nedenle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ayrıca mahkumiyet kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Yargıtay’ın trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun hiçbir şekilde uygulanamayacağını söylememesidir. Tam tersine Daire, bazı durumlarda TCK 179’un uygulanabileceğini açıkça belirtmektedir.
Neden Fikri İçtima (TCK 44) Uygulanmıyor?
Bu bölüm, konunun en az anlaşılan fakat en belirleyici yönüdür ve savunma bakımından kritik önemdedir.
TCK’nın 44. maddesindeki fikri içtima kuralına göre, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. İlk bakışta trafik kazası da tek bir fiille iki suça yol açtığından bu kuralın uygulanması gerektiği düşünülebilir.
Ancak burada şaşırtıcı bir sonuç ortaya çıkar. Cezalar karşılaştırıldığında:
- Taksirle yaralama (TCK 89/1): Üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası
- Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (TCK 179/2): Üç aydan iki yıla kadar hapis
Görüldüğü üzere üst sınır bakımından tehlike suçunun cezası daha ağırdır. Eğer mesele salt fikri içtima kuralıyla çözülseydi, basit yaralamalı kazalarda failin taksirle yaralamadan değil, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılması gerekirdi. Bu da mağdurun şikayetinin ve uzlaşmanın hiçbir sonuç doğurmaması, failin daha ağır cezayla karşılaşması anlamına gelirdi.
Yargıtay tam da bu sonucu engellemek için farklı bir ölçüt benimsemiştir. Dairenin yaklaşımı, ceza miktarına değil korunan hukuki değerin somut olarak zarar görüp görmediğine bakmaktır. Bir kişi fiilen yaralanmışsa, olayın hukuki niteliği artık tehlike aşamasını geçmiş ve zarar aşamasına ulaşmıştır. Tehlike suçu, zarar suçunun içinde erimiş sayılır.
Bu yaklaşımın altında yatan mantık şudur: Tehlike suçları, zararın henüz gerçekleşmediği durumlarda koruma sağlamak için vardır. Zarar gerçekleşmişse, koruma işlevini zarar suçu üstlenir. Aksi halde fail, hem tehlikeye sebep olduğu hem de tehlikenin gerçekleştiği gerekçesiyle iki kez cezalandırılmış olur ve bu da ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz.
Taksirle Yaralamadan Ceza Verilemediğinde Ne Olur?
Yargıtay’ın yaklaşımına göre, trafik kazasında kişi yaralanmış olmakla birlikte taksirle yaralama suçundan mahkumiyet kurulması mümkün değilse, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu gündeme gelebilecektir.
Kararda özellikle üç durum belirtilmektedir:
- Şikayet koşulunun gerçekleşmemesi: Mağdurun altı aylık süre içinde şikayette bulunmaması.
- Mağdurun şikayetten vazgeçmesi: Soruşturma veya kovuşturma aşamasında şikayetin geri alınması.
- Uzlaşma: Uzlaşma nedeniyle taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın mümkün olmaması.
Bu hallerde, zarar suçu olan taksirle yaralama bakımından mahkumiyet kurulamadığından, koşulları varsa tehlike suçu niteliğindeki trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırma söz konusu olabilecektir.
Dolayısıyla TCK 89 ile TCK 179 arasındaki ilişki bakımından otomatik olarak “iki suçtan da ceza verilir” şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Öncelikle somut olayda meydana gelen neticenin ve bu netice nedeniyle uygulanabilecek suç tipinin belirlenmesi gerekir.
Bu tespitin pratik anlamı şudur: Şikayetten vazgeçmek veya uzlaşmak, sürücüyü her zaman ceza sorumluluğundan kurtarmaz. Özellikle alkollü sürücüler bakımından, taksirle yaralama dosyası kapandığında TCK 179/3 kapsamındaki dosya devreye girebilir.
Uzlaşma Halindeki İçtihat Tartışması
Burada uygulamada dikkat çeken bir içtihat farklılığına işaret etmek gerekir. İncelenen kararda uzlaşma, şikayet yokluğu ve şikayetten vazgeçmeyle aynı kategoride sayılmış ve bu hallerde TCK 179’dan cezalandırma yapılabileceği belirtilmiştir.
Buna karşılık bazı Yargıtay kararlarında farklı bir yaklaşım benimsenmiş; uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde de trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu görüşün dayanağı, uzlaşmanın şikayetten vazgeçmeden farklı bir hukuki kurum olması ve tarafların iradesiyle uyuşmazlığın esaslı biçimde çözülmüş sayılmasıdır.
Bu farklılık, uzlaşma teklifi geldiğinde verilecek kararın basit bir tercih olmadığını gösterir. Uzlaşmayı kabul etmeden önce, dosyada ayrıca TCK 179 kapsamında açılmış veya açılabilecek bir dava bulunup bulunmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Aksi halde mağdurla anlaşan sürücü, kendisini ikinci bir mahkumiyet riski karşısında bulabilir.
Olası Senaryolar ve Sonuçları
Yargıtay’ın ölçütü uygulandığında ortaya çıkan tablo aşağıdaki gibidir.
| Somut durum | Taksirle yaralama (TCK 89) | Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (TCK 179) |
|---|---|---|
| Kişi yaralandı, şikayet var, uzlaşma yok | Mahkumiyet kurulur | Hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilir |
| Kişi yaralandı, şikayet yok veya süre geçti | Kovuşturma şartı yok, ceza verilemez | Koşulları varsa mahkumiyet kurulabilir |
| Şikayetten vazgeçildi | Düşme kararı verilir | Koşulları varsa mahkumiyet kurulabilir |
| Kimse yaralanmadı, sadece maddi hasar | Suç oluşmaz | Koşulları varsa mahkumiyet kurulabilir |
| Bilinçli taksir hali mevcut | Şikayet aranmaz, ceza artırılır | Hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilir |
Alkol ve Bilinçli Taksir: 0,78 Promil Yeterli mi?
Kararın ikinci önemli noktası, alkollü araç kullanımı ile bilinçli taksir arasındaki ilişkidir.
TCK’nın 22/3. maddesine göre bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde söz konusu olur ve taksirli suça ilişkin cezada artırım yapılmasını gerektirir. Ayrıca bilinçli taksir halinde taksirle yaralama suçu şikayete tabi olmaktan çıkar; savcılık resen soruşturma yürütür ve uzlaşma gündeme gelmez.
Ancak her alkollü araç kullanımı, tek başına bilinçli taksir sonucunu doğurmamaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, kararında Adli Tıp Kurumunun görüşlerine ve Dairenin yerleşik uygulamasına atıf yaparak 1,00 promilden fazla alkol miktarının güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracağı kabulünü esas almıştır. Bu nedenle somut olayda sürücünün 0,78 promil alkollü olması karşısında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu değerlendirme özellikle önemlidir. Çünkü mahkemelerin alkollü araç kullanma olgusunu değerlendirirken yalnızca “sürücü alkollüydü” tespitinden hareketle otomatik biçimde bilinçli taksir sonucuna ulaşmaması gerektiğine işaret etmektedir.
Elbette alkol oranı, olayın bütününden bağımsız şekilde değerlendirilmemelidir. Somut olayın oluş şekli, sürücünün kusur durumu, kazanın meydana geliş biçimi ve diğer deliller de değerlendirmeye konu olacaktır. Ancak incelenen kararda Yargıtay, 0,78 promil alkol oranını tek başına bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması için yeterli görmemiştir.
Savunma bakımından iki teknik nokta önem taşır. Birincisi, alkol ölçümünün kazadan ne kadar süre sonra yapıldığıdır; incelenen olayda ölçüm kazadan yaklaşık 18 dakika sonra gerçekleştirilmiştir. İkincisi, ölçüm yönteminin ve cihazın kalibrasyonunun usulüne uygun olup olmadığıdır. Sınıra yakın değerlerde bu hususlar sonucu doğrudan etkileyebilir.
KTK 48 ve İdari Yaptırımlar
Ceza sorumluluğunun yanında, Karayolları Trafik Kanununun 48. maddesi kapsamında idari yaptırımlar da uygulanır. Bu yaptırımlar ceza davasından bağımsız olarak işler:
- Alkol sınırları: Hususi otomobil sürücüleri için 0,50 promil, diğer araç sürücüleri için 0,20 promil sınırı aşıldığında araç kullanılamaz. Ticari araç ve ağır vasıta sürücüleri bakımından sınır daha düşüktür.
- Sürücü belgesinin geri alınması: İlk tespitte altı ay, ikinci tespitte iki yıl, üçüncü ve sonraki tespitlerde beş yıl süreyle geri alınır.
- İdari para cezası: Her tespitte ayrıca idari para cezası uygulanır.
- Ceza puanı: Trafik ceza puanı işlenir ve belirli puanın aşılması halinde belge geri alınır.
Bu yaptırımlara karşı sulh ceza hakimliğine itiraz yolu açıktır ve süresi tebliğden itibaren on beş gündür. Ceza davasında beraat edilmesi, idari yaptırımı kendiliğinden ortadan kaldırmaz; ayrıca itiraz edilmesi gerekir.
Kararın İkinci Bozma Nedeni: Mükerrirlere Özgü İnfaz Rejimi
Kararın çoğu kaynakta gözden kaçan bir yönü daha vardır. İlk derece mahkemesi, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verdiği ceza bakımından ayrıca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar vermişti.
Mükerrirlere özgü infaz rejimi, koşullu salıverilme oranını ağırlaştıran ve denetimli serbestlik imkanlarını daraltan bir rejimdir. Uygulanması için önceki mahkumiyetin kesinleşmiş olması ve kanunda öngörülen sürelerin geçmemiş olması gibi şartların somut olarak tespit edilmesi gerekir.
Yargıtay bu yönüyle de hükmü hukuka aykırı bulmuştur. Bu durum şu pratik sonucu doğurur: Yaralamalı trafik kazası dosyalarında yalnızca hangi suçtan ceza verildiği değil, verilen cezanın nasıl infaz edileceğine ilişkin kararlar da denetlenmelidir. Tekerrür uygulaması, müdafi tarafından ayrıca incelenmesi gereken bir başlıktır.
Kusur Tespiti ve Bilirkişi İncelemesi
Taksirle yaralama suçunda cezalandırmanın ön şartı, sürücünün kusurlu olmasıdır. Kusur, trafik kazası tespit tutanağı ve bilirkişi raporu ile belirlenir. Değerlendirmede dikkate alınan hususlar şunlardır:
- Kazanın oluş şekli ve çarpma noktaları
- Yol durumu, aydınlatma, hava koşulları ve görüş mesafesi
- Hız tespiti, fren izleri ve araç hasar durumu
- Trafik işaret ve işaretlemelerine uygunluk
- Kamera kayıtları, araç içi kamera ve tanık beyanları
- Tarafların kusur oranlarının dağılımı (asli kusur, tali kusur, kusursuzluk)
Kusur oranı yalnızca ceza miktarını değil, tazminat hesabını da doğrudan etkiler. Müşterek kusur halinde tazminattan indirim yapılır. Bu nedenle bilirkişi raporuna itiraz edilmesi ve gerektiğinde yeni heyetten rapor alınmasının talep edilmesi önem taşır.
Yaralanmanın derecesi ise Adli Tıp raporuyla belirlenir. Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olup olmadığı, kemik kırığı bulunup bulunmadığı ve yaşamsal tehlike tespiti, uygulanacak fıkrayı ve ceza miktarını değiştirir.
Tazminat ve Sigorta Boyutu
Ceza sorumluluğu ile hukuki sorumluluk farklı ölçütlere dayanır ve ayrı süreçler olarak yürür. Ceza davasında uzlaşılması veya şikayetten vazgeçilmesi, tazminat hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; ancak uzlaşma metninin içeriği belirleyicidir.
Tazminat boyutunda öne çıkan başlıklar şunlardır:
- Maddi tazminat: Tedavi giderleri, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
- Manevi tazminat: Yaralanan kişinin duyduğu acı ve elem karşılığı. Ağır bedensel zararlarda yakınları da talepte bulunabilir.
- Zorunlu trafik sigortası: Bedeni zararlar poliçe limitleri dahilinde sigortacı tarafından karşılanır. Sigortaya başvuru, dava şartı niteliğindedir.
- Sigortanın rücu hakkı: Alkollü araç kullanma halinde sigortacının ödediği tazminatı sürücüye rücu etme imkanı gündeme gelir. Ancak Yargıtay uygulamasında, rücu edilebilmesi için alkolün kazanın meydana gelmesinde etkili olduğunun ispatlanması aranmaktadır; ispat yükü sigorta şirketindedir.
- Olay yerini terk: Kaza sonrası olay yerini terk etmek hem idari yaptırım hem de sigorta bakımından ciddi sonuçlar doğurur.
Uzlaşma metnine ilişkin uyarı: Uzlaşma metninde “tüm haklarımdan feragat ediyorum” gibi genel ifadeler yer alması halinde tazminat talebi engellenebilir. Metne tazminat haklarının saklı tutulduğuna ilişkin kayıt konulması, mağdur bakımından hayati önemdedir.
Sürücü ve Mağdur İçin Strateji
Sürücü (şüpheli veya sanık) bakımından
- Aynı olaydan iki ayrı dosya açılmışsa, dosyaların birleştirilmesi veya TCK 179 dosyasında hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilmesi talep edilmelidir.
- Taksirle yaralamadan mahkumiyet kurulabildiği hallerde, Yargıtay 12. CD’nin 2021/4178 E. sayılı kararı savunmaya dayanak yapılmalıdır.
- Alkol oranı 1,00 promilin altındaysa bilinçli taksir uygulanmaması gerektiği açıkça ileri sürülmelidir.
- Alkol ölçüm tutanağının zamanı, yöntemi ve cihaz kalibrasyonu incelenmelidir.
- Bilirkişi raporundaki kusur dağılımına itiraz edilmeli, gerekirse yeni rapor talep edilmelidir.
- Uzlaşma teklifi değerlendirilirken, ikinci dosyanın akıbeti mutlaka hesaba katılmalıdır.
- Tekerrür ve infaz rejimine ilişkin kararlar ayrıca denetlenmelidir.
Yaralanan kişi (mağdur) bakımından
- Şikayet süresi altı aydır; sürenin kaçırılması taksirle yaralama dosyasını ortadan kaldırır.
- Davaya katılma talebinde bulunulmalı, katılan sıfatı kazanılmalıdır.
- Adli Tıp raporunun yaralanmanın gerçek derecesini yansıttığı kontrol edilmeli, eksikse itiraz edilmelidir.
- Uzlaşma metnine tazminat haklarının saklı tutulduğu yazdırılmalıdır.
- Tazminat için sigortaya başvuru yapılmalı, ardından dava yolu değerlendirilmelidir.
- Tedavi giderleri, rapor ve gelir belgeleri baştan itibaren saklanmalıdır.
Sonuç
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 13/10/2021 tarihli, 2021/4178 Esas ve 2021/6867 Karar sayılı ilamı, yaralamalı trafik kazalarında TCK 89 ile TCK 179 arasındaki ilişkinin belirlenmesi bakımından dikkat çekici bir değerlendirme ortaya koymaktadır.
Kararın ortaya koyduğu temel yaklaşım; tehlikeli eylemin aynı zamanda somut bir zarara neden olduğu hallerde, zarar suçu ile tehlike suçu ayrımının dikkate alınması ve şartları oluşmuşsa failin taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasıdır.
Bununla birlikte taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın şikayet, şikayetten vazgeçme veya uzlaşma gibi nedenlerle mümkün olmadığı hallerde, koşulları mevcutsa TCK 179 kapsamında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun uygulanması mümkündür.
Kararın ikinci önemli yönü ise bilinçli taksir bakımından alkol oranının değerlendirilmesidir. Somut olayda 0,78 promil alkol, bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması için yeterli kabul edilmemiş; 1,00 promilden fazla alkol miktarının güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracağı kabulü esas alınmıştır.
Sık Sorulan Sorular
Yaralamalı kazada iki ayrı suçtan ceza verilir mi?
Kural olarak verilmez. Kişi yaralanmış ve taksirle yaralamadan mahkumiyet kurulabiliyorsa, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
Şikayetten vazgeçersem sürücü kurtulur mu?
Her zaman değil. Taksirle yaralama dosyası düşer; ancak koşulları varsa trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırma gündeme gelebilir. Bu suç şikayete tabi değildir.
Kaç promil alkol bilinçli taksir sayılır?
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 1,00 promilden fazla alkolün güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracağı kabulünü esas almaktadır. İncelenen kararda 0,78 promil bilinçli taksir için yeterli görülmemiştir.
Bilinçli taksir varsa uzlaşma olur mu?
Bilinçli taksir halinde taksirle yaralama şikayete tabi olmaktan çıkar; bu nedenle uzlaştırma hükümleri uygulanmaz ve savcılık resen soruşturma yürütür.
Taksirle yaralama cezası ertelenir mi, HAGB verilir mi?
Hükmolunan ceza iki yıl veya daha az ise ve diğer şartlar varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme kararı verilebilir. Adli para cezasına çevirme de gündeme gelebilir.
Kazada birden fazla kişi yaralanırsa ne olur?
Tek fiille birden fazla kişinin yaralanması halinde her mağdur için ayrı ceza verilmez; TCK 89/4 uyarınca altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla tek hüküm kurulur. Tazminat bakımından ise her mağdur ayrı talep hakkına sahiptir.
Maddi hasarlı kazada trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu oluşur mu?
Kimse yaralanmamışsa taksirle yaralama suçu oluşmaz. Bu durumda koşulları varsa TCK 179 kapsamında tehlike suçundan cezalandırma gündeme gelebilir.
Ceza davasında beraat edersem tazminat ödemez miyim?
Ceza sorumluluğu ile hukuki sorumluluk farklı ölçütlere dayanır. Beraat kararı, kusurun bulunmadığı kesin olarak tespit edilmemişse hukuk hakimini bağlamaz ve tazminat sorumluluğu devam edebilir.
Avukata Sor
Yaralamalı trafik kazası dosyalarında hangi suçtan ceza verileceği, alkol oranı ve uzlaşma kararı birbirine bağlıdır. Yanlış sırayla atılan bir adım ikinci bir mahkumiyet doğurabilir. Dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.
Av. Fatih Gökçe Kimdir?
Mesleğini Ankara Barosu’na bağlı olarak sürdüren Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu bünyesindeki Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Komisyonu ve İnsan Hakları Merkezi gibi çeşitli kurul, merkez ve komisyonlarda aktif görevler üstlenmektedir. Bu görevlerin yanı sıra, demokratik kitle örgütleri nezdinde insan hakları, adalet ve özgürlük temelli çalışmalar yürütmekte; ayrıca çalışma alanlarına ilişkin akademik nitelikte araştırma ve yayın faaliyetleri de gerçekleştirmektedir.
Meslek yaşamı boyunca, Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde hukuki uyuşmazlıkları bulunan kişilere hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmuştur. Her bir müvekkilinin hakkını, onurunu ve hukuki menfaatini adil yargılanma ve savunma hakkı ilkesi çerçevesinde korumayı temel mesleki değeri olarak benimsemektedir.
Savunma mesleğini yalnızca bir iş olarak değil, adaletin tesisine katkı sunan bir toplumsal sorumluluk olarak görmekte; müvekkillerinin haklarını kararlılıkla ve adalete erişim hakkı ilkesi doğrultusunda savunmaktadır. Detaylı bilgi için hakkımızda sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
