
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, Türk Ceza Kanununun 299. maddesinde düzenlenmiştir ve cezası bir yıldan dört yıla kadar hapistir; suçun alenen işlenmesi halinde ceza altıda bir oranında artırılır, kovuşturma yapılması ise Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Bu düzenleme, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasındaki dengenin en yoğun tartışıldığı hükümlerden biridir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Vedat Şorli/Türkiye ve Erdoğan ve Diğerleri/Türkiye kararlarında TCK 299 uygulamalarını Sözleşmenin 10. maddesine aykırı bulmuş; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının müdahaleyi ortadan kaldırmadığını tespit etmiştir.
Yazı İçeriği
- Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Nedir?
- Cumhurbaşkanına Hakaretin Cezası Nedir?
- Suçun Unsurları ve Eleştiri Sınırı
- TCK 299 ile TCK 125 Arasındaki Farklar
- Ceza Paraya Çevrilir mi, Ertelenir mi?
- Hakaretten Tutuklama Olur mu?
- Dava Nasıl Sonuçlanır?
- AİHM Vedat Şorli/Türkiye Kararı
- AİHM Erdoğan ve Diğerleri/Türkiye Kararı
- İki Kararın Birlikte Değerlendirilmesi
- Düzenlemeyi Savunan Görüşler
- Soruşturma Halinde Savunma Stratejisi
- Sık Sorulan Sorular
Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Nedir?
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Üçüncü Bölümünde “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlığı altında, 299. maddede düzenlenmiştir. Madde metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.
Suçun konumlandırıldığı bölüm başlığı, korunan hukuki yararı da gösterir: Burada korunan yalnızca kişinin şeref ve itibarı değil, aynı zamanda devlet organının saygınlığıdır. Genel hakaret suçu (TCK 125) ise kişilerin şerefine karşı suçlar arasında yer alır ve tamamen bireysel bir hukuki yararı korur. Bu yapısal fark, aşağıda ele alınacak tüm tartışmaların çıkış noktasıdır.
Suçun mağduru yalnızca görevdeki Cumhurbaşkanıdır. Görev sona erdikten sonra söylenen sözler veya görevden önceki döneme ilişkin ifadeler bakımından TCK 299 değil, koşulları varsa genel hakaret hükümleri gündeme gelir.
Cumhurbaşkanına Hakaretin Cezası Nedir?
Suçun yaptırımı ve yargılamasına ilişkin temel bilgiler şunlardır:
- Temel ceza: Bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası
- Alenen işlenmesi: Ceza altıda bir oranında artırılır
- Kovuşturma şartı: Kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır
- Görevli mahkeme: Asliye ceza mahkemesi
- Şikayete tabi mi: Şikayete tabi değildir, resen soruşturulur
- Uzlaştırma: Kapsamda değildir
- Dava zamanaşımı: Sekiz yıl
Buradaki iki teknik nokta uygulamada sıkça karıştırılır. Birincisi, Adalet Bakanı izni bir muhakeme şartıdır; izin alınmadan kamu davası açılamaz, açılmışsa durma kararı verilmesi gerekir. İkincisi, suçun şikayete tabi olmaması nedeniyle Cumhurbaşkanının şikayeti aranmaz; savcılık resen soruşturma başlatabilir.
Suçun Unsurları ve Eleştiri Sınırı
Suçun oluşması için, fiilin kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme biçiminde gerçekleşmesi gerekir. Bu ölçüt TCK 125’ten aynen alınmıştır. Buna karşılık ceza hukukunun temel ilkesi gereği, eleştiri ile hakaret birbirinden ayrılmalıdır.
Yerleşik yargı kararlarında ve AİHM içtihadında kabul edilen ölçütler şunlardır:
- Siyasetçilerin eleştiriye açıklık sınırı daha geniştir. Kamusal görev üstlenen kişiler, sıradan bireylere kıyasla daha yoğun eleştiriye katlanmak durumundadır.
- Sert, rahatsız edici ve şok edici ifadeler de korunur. AİHM içtihadına göre ifade özgürlüğü yalnızca hoşa giden düşünceleri değil, devleti veya toplumun bir kesimini rahatsız eden düşünceleri de kapsar.
- Değer yargısı ile olgu isnadı ayrımı yapılmalıdır. Değer yargıları ispat edilemez; bu nedenle bir değer yargısının doğruluğunun kanıtlanamaması cezalandırma gerekçesi olamaz. Ancak değer yargısının da asgari bir olgusal temele dayanması beklenir.
- Bağlam belirleyicidir. Sözün söylendiği ortam, tartışmanın konusu, muhatabın konumu ve kullanılan üslubun siyasi tartışmanın olağan parçası olup olmadığı birlikte değerlendirilir.
Bu ölçütler, savunmanın temel dayanağını oluşturur. Bir ifadenin kaba veya nezaketsiz bulunması, tek başına suç oluşturması için yeterli değildir.
TCK 299 ile TCK 125 Arasındaki Farklar
İki hüküm arasındaki farklar, tartışmanın niçin bu kadar yoğun olduğunu açıklar:
| Ölçüt | TCK 299 | TCK 125 |
|---|---|---|
| Ceza aralığı | 1 yıldan 4 yıla kadar hapis | 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası |
| Korunan hukuki yarar | Devlet organının saygınlığı ve kişinin şerefi | Kişinin şeref ve itibarı |
| Şikayet şartı | Aranmaz, resen soruşturulur | Kural olarak şikayete tabidir |
| Kovuşturma izni | Adalet Bakanı izni gerekir | İzin gerekmez |
| Uzlaştırma | Kapsam dışı | Kapsamda |
| Tutuklama yasağı | Kapsamda değil (üst sınır 4 yıl) | Kapsamda (üst sınır 2 yıl) |
| Adli para cezası seçeneği | Seçimlik ceza yok | Seçimlik olarak öngörülmüş |
Tablodan görüleceği üzere aynı fiil, muhatabına göre farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. AİHM’in eleştirisi tam olarak bu noktaya yöneliktir.
Ceza Paraya Çevrilir mi, Ertelenir mi?
Bu soru uygulamada en çok sorulan sorulardan biridir ve cevabı hesaplamaya bağlıdır.
Adli para cezasına çevirme: TCK 50 uyarınca kısa süreli hapis cezası, yani bir yıl veya daha az süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir. TCK 299’un alt sınırı bir yıl olduğundan, mahkeme alt sınırdan ceza verip aleniyet nedeniyle artırım uygulamazsa ve takdiri indirim uygularsa ceza bir yılın altına inebilir. Bu durumda paraya çevirme teknik olarak mümkün hale gelir. Ancak aleniyet artırımının uygulandığı dosyalarda bu ihtimal ortadan kalkar.
Erteleme: TCK 51 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezaları ertelenebilir. TCK 299 kapsamında verilen cezalar çoğunlukla bu sınırın altında kaldığından erteleme uygulamada sıkça karşılaşılan bir sonuçtur.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması: CMK 231 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezalarında, diğer şartların da varlığı halinde HAGB kararı verilebilir. Uygulamada TCK 299 dosyalarının büyük bölümü bu şekilde sonuçlanmaktadır. HAGB kurumundaki güncel tartışmalar için HAGB ve kötü muamele başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: HAGB kararı verilmesi, kişi için sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmez. Beş yıllık denetim süresi boyunca kişi ceza tehdidi altında kalır ve bu süre içinde kasten yeni bir suç işlerse hüküm açıklanır. AİHM’in aşağıda ele alınacak kararlarının çıkış noktası da tam olarak budur.
Hakaretten Tutuklama Olur mu?
Bu soruda iki suç tipini ayırmak gerekir.
Genel hakaret suçunda (TCK 125): Üst sınır iki yıl olduğundan, CMK 100/4 uyarınca tutuklama yasağı kapsamındadır. Bu suçtan tutuklama kararı verilemez.
Cumhurbaşkanına hakaret suçunda (TCK 299): Üst sınır dört yıl olduğundan tutuklama yasağı kapsamında değildir; tutuklama hukuken mümkündür.
Ancak tutuklamanın mümkün olması, uygulanmasının kural olduğu anlamına gelmez. Tutuklama için şu şartların birlikte bulunması gerekir:
- Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller
- Bir tutuklama nedeninin bulunması (kaçma şüphesi veya delilleri karartma şüphesi)
- Tedbirin ölçülü olması
- Adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalması
İfade suçlarında kaçma veya delil karartma şüphesinin somut olarak ortaya konulması güçtür; zira delil çoğunlukla paylaşımın veya sözün kendisidir ve karartılması mümkün değildir. Bu nedenle savunmanın adli kontrolün yeterliliğini vurgulaması önem taşır.
Dava Nasıl Sonuçlanır?
TCK 299 kapsamında açılan bir kamu davası şu şekillerde sonuçlanabilir:
- Beraat: İfadenin eleştiri sınırları içinde kaldığı veya suçun unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılırsa verilir.
- Durma kararı: Adalet Bakanı izni alınmamışsa muhakeme şartı gerçekleşene kadar durma kararı verilir.
- Ceza verilmesine yer olmadığı kararı: Kastın bulunmadığı veya hukuka uygunluk sebebinin varlığı hallerinde gündeme gelir.
- Mahkumiyet ve HAGB: Uygulamada en sık karşılaşılan sonuçtur. Mahkumiyet kurulur, ancak hüküm açıklanmayarak beş yıllık denetim süresine tabi tutulur.
- Mahkumiyet ve erteleme: HAGB şartları yoksa cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir.
- Doğrudan mahkumiyet: Tekerrür veya diğer engeller nedeniyle HAGB ve erteleme uygulanamıyorsa hüküm açıklanır.
Davanın seyrinde belirleyici olan, ifadenin kamusal tartışmayla ilgisinin ve eleştiri niteliğinin dosyaya somut biçimde yansıtılabilmesidir.
AİHM Vedat Şorli/Türkiye Kararı
Vedat Şorli/Türkiye başvurusu, başvurucunun Facebook hesabından yaptığı iki paylaşım nedeniyle TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkum edilmesine ilişkindir. Başvurucu hakkında on bir ay yirmi gün hapis cezasına hükmedilmiş ve hükmün açıklanması beş yıllık denetim süresine tabi olarak geri bırakılmıştır. Başvurucu, yürütülen ceza yargılamasının, verilen hapis cezasının ve beş yıllık denetim süresinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. AİHM, 19 Ekim 2021 tarihli kararında uyuşmazlığı Sözleşmenin 10. maddesi kapsamında incelemiş ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
HAGB kararı müdahaleyi ortadan kaldırır mı?
Kararın önemli yönlerinden biri, verilen hapis cezasının fiilen infaz edilmemiş olmasının, müdahalenin bulunmadığı sonucuna ulaşmak için yeterli görülmemesidir. Mahkeme; yürütülen ceza yargılamasını, mahkumiyet kararını ve beş yıllık denetim süresini birlikte değerlendirmiş ve özellikle bu tedbirlerin caydırıcı etkisini dikkate alarak ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin bulunduğunu kabul etmiştir.
Dolayısıyla cezanın fiilen infaz edilmemesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması, tek başına ifade özgürlüğüne müdahaleyi ortadan kaldırmamaktadır. Kişinin ceza tehdidi altında bırakılması ve belirli bir süre boyunca bu tehdidin devam etmesi de Sözleşmenin 10. maddesi bakımından değerlendirilmesi gereken bir sonuçtur.
Cumhurbaşkanına daha yüksek düzeyde cezai koruma sağlanması
Kararın TCK 299 açısından en önemli bölümlerinden biri, Cumhurbaşkanına diğer kişilerden daha yüksek düzeyde cezai koruma sağlanmasına ilişkin değerlendirmedir. AİHM, TCK 125’te düzenlenen genel hakaret suçuyla TCK 299’u karşılaştırmış; TCK 299’un Cumhurbaşkanına diğer kişilere göre daha yüksek bir koruma sağladığını ve daha ağır yaptırım öngördüğünü tespit etmiştir.
Mahkeme, devlet başkanlarının özel ceza hükümleri aracılığıyla artırılmış biçimde korunmasının ilke olarak Sözleşmenin ruhuyla bağdaşmadığı yönündeki önceki içtihadını hatırlatmıştır. AİHM’e göre, devlet başkanının itibarının korunmasındaki menfaat, devlet başkanına kendisi hakkında bilgi ve görüş açıklanması karşısında özel bir ayrıcalık veya koruma tanınmasını haklı göstermemektedir.
Bu yaklaşım, Cumhurbaşkanının şeref ve itibarının hukuken korunamayacağı anlamına gelmemektedir. Nitekim AİHM, devlet kurumlarını temsil eden kişilerin korunmasının meşru olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte kamu gücünü temsil eden kurumların sahip oldukları baskın konumun, özellikle ceza hukukuna başvurulurken yetkili makamların ölçülü davranmasını gerektirdiğini belirtmektedir.
Dolayısıyla tartışmanın merkezinde Cumhurbaşkanının şeref ve itibarının korunup korunmayacağı değil; bu korumanın, Cumhurbaşkanına diğer kişilerden daha ayrıcalıklı bir ceza hukuku koruması sağlayacak biçimde gerçekleştirilmesinin Sözleşme ile bağdaşıp bağdaşmadığı bulunmaktadır.
Cezaların caydırıcı etkisi ve yapısal tespit
AİHM, ifade açıklamaları nedeniyle cezai yaptırım uygulanmasının yalnızca yaptırıma maruz kalan kişi bakımından değil, ifade özgürlüğünün kullanılması üzerindeki genel etkisini de değerlendirmektedir. Kararda Mahkeme, somut olayda başvurucu hakkında cezai yaptırım uygulanmasını haklı gösterecek yeterli neden bulunmadığını belirtmiştir. Hapis cezasının ertelenmiş olması da bu değerlendirmeyi değiştirmemiştir. AİHM’e göre cezai yaptırım, niteliği gereği kişinin kamu yararına ilişkin konularda konuşma isteği üzerinde caydırıcı bir etki yaratabilmektedir.
Kararın önemi yalnızca başvurucu hakkında verilen ihlal kararıyla sınırlı değildir. AİHM, Sözleşmenin 46. maddesi kapsamında yaptığı değerlendirmede, tespit edilen ihlalin TCK 299’un düzenlenmesi ve uygulanmasına ilişkin bir sorundan kaynaklandığına işaret etmiş; ilgili iç hukukun Sözleşmenin 10. maddesiyle uyumlu hale getirilmesinin, tespit edilen ihlalin sona erdirilmesi bakımından uygun bir çözüm teşkil edeceğini değerlendirmiştir. Bu yönüyle karar, yalnızca bireysel bir ihlal kararı değil, TCK 299’un yapısına ilişkin tespitler içeren bir karardır.
AİHM Erdoğan ve Diğerleri/Türkiye Kararı
AİHM, Vedat Şorli kararından sonra verdiği Erdoğan ve Diğerleri/Türkiye kararında, Cumhurbaşkanına hakaret nedeniyle verilen mahkumiyetleri bu kez HAGB kurumunun ifade özgürlüğü üzerindeki etkisini de merkeze alarak incelemiştir. 8 Ekim 2024 tarihli karar, dört ayrı başvurunun birleştirilmesi sonucunda verilmiştir. Başvurucuların ortak özelliği, TCK 299 kapsamında hapis cezalarına mahkum edilmeleri ve haklarında CMK 231 uyarınca HAGB uygulanmasıdır.
Başvurucular, ceza yargılamalarına konu olan sözlü veya yazılı açıklamalarının hakaret amacı taşımadığını, eleştirel görüşlerini ifade ettiklerini ve haklarında verilen mahkumiyetlerle birlikte HAGB uygulanmasının ifade özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
HAGB kararı bulunması müdahaleyi ortadan kaldırmıyor
Kararda Hükümet, HAGB nedeniyle başvurucuların adli siciline eklenen bir mahkumiyet bulunmadığını ve dolayısıyla ceza yargılamalarının başvurucular üzerinde olumsuz bir hukuki sonuç veya caydırıcı etki yaratmadığını savunmuştur. AİHM bu görüşü kabul etmemiştir.
Mahkeme, beş yıllık denetim süresi de dahil olmak üzere, HAGB kararlarıyla birlikte başvurucular hakkındaki mahkumiyetlerin caydırıcı etkisini dikkate almış ve bunların ifade özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu kabul etmiştir. AİHM bu tespitinde Vedat Şorli kararına da açıkça atıfta bulunmuştur. Böylelikle Mahkeme, mahkumiyet hükmünün açıklanmamasının veya cezanın fiilen infaz edilmemesinin, ifade özgürlüğü bakımından meydana gelen müdahaleyi kendiliğinden ortadan kaldırmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.
HAGB ve “kanunla öngörülmüş olma” şartı
Kararın uygulama bakımından en dikkat çekici yönlerinden biri, AİHM’in HAGB kurumunu Sözleşmenin 10/2. maddesinde yer alan “kanunla öngörülmüş olma” şartı bakımından değerlendirmesidir. AİHM, TCK 299’un mahkumiyetlerin, CMK 231’in ise HAGB kararlarının yasal dayanağını oluşturduğunu tespit etmiştir.
Bununla birlikte Mahkeme, daha önce verdiği Durukan ve Birol/Türkiye kararındaki değerlendirmesine atıfta bulunarak, CMK 231’de düzenlenen HAGB sisteminin Sözleşmede güvence altına alınan hakların kamu makamları tarafından keyfi biçimde ihlal edilmesine karşı gerekli korumayı sağlamadığını belirtmiştir. Erdoğan ve Diğerleri başvurularında bu değerlendirmeden ayrılmayı gerektiren herhangi bir özellik bulunmadığını belirleyen AİHM, HAGB nedeniyle gerçekleştirilen müdahalenin Sözleşmenin 10/2. maddesi anlamında “kanunla öngörülmüş” olmadığına karar vermiştir. Sonuç olarak Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği oybirliğiyle tespit edilmiştir.
İki Kararın Birlikte Değerlendirilmesi
İki karar birlikte ele alındığında AİHM’in yaklaşımının iki ayrı fakat birbiriyle bağlantılı hukuki mesele üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.
Birincisi, TCK 299’un Cumhurbaşkanına sağladığı özel cezai korumadır. Vedat Şorli kararında AİHM, devlet başkanının şeref ve itibarının korunmasının meşru olduğunu kabul etmekle birlikte, bu amacın Cumhurbaşkanına diğer kişilerden daha yüksek düzeyde cezai koruma sağlayan özel bir düzenlemeyi haklı göstermediğini belirtmiştir. Mahkeme bunun yanında sorunun TCK 299’un düzenlenmesi ve uygulanmasıyla bağlantılı olduğuna işaret etmiştir.
İkincisi ise mahkumiyet sonucunda HAGB uygulanmasının ifade özgürlüğü üzerindeki etkisidir. AİHM, her iki kararda da hapis cezasının fiilen infaz edilmemesini müdahaleyi ortadan kaldıran bir unsur olarak kabul etmemiştir. Erdoğan ve Diğerleri kararında ise HAGB uygulamasının kendisi ayrıca Sözleşmenin aradığı hukuki güvenceler yönünden değerlendirilmiştir.
Bu nedenle TCK 299 kapsamında yürütülen bir ceza yargılamasında değerlendirme yalnızca kullanılan söz veya paylaşımın hakaret niteliğinde olup olmadığıyla sınırlı tutulmamalıdır. İfadenin siyasi veya kamusal tartışmayla ilişkisi, hakkında ifade kullanılan kişinin kamusal konumu, cezai yaptırıma başvurulmasının gerekliliği ve orantılılığı ile mahkumiyet ve HAGB kararının yaratabileceği caydırıcı etki de Sözleşmenin 10. maddesi kapsamında önem taşımaktadır.
Düzenlemeyi Savunan Görüşler
Konunun bütünlüklü değerlendirilebilmesi için, TCK 299’un varlığını savunan görüşlerin de aktarılması gerekir. Bu görüşlerin başlıca dayanakları şunlardır:
- Korunan yarar farklıdır. TCK 299’un devlet organlarının saygınlığına karşı suçlar arasında yer alması, burada korunanın yalnızca kişi değil, devleti temsil eden makam olduğu anlamına gelir. Makamın itibarının korunması, devletin temsil kabiliyetiyle ilgili bir kamusal yarardır.
- Karşılaştırmalı hukukta benzer düzenlemeler vardır. Bazı Avrupa ülkelerinin ceza kanunlarında devlet başkanına hakarete ilişkin özel hükümler bulunmaktadır; bu nedenle düzenlemenin kendisinin istisnai olmadığı ileri sürülmektedir.
- Kovuşturma izni bir güvencedir. Adalet Bakanı izni şartı, önemsiz veya zorlama iddialarla dava açılmasının önüne geçen bir süzgeç olarak savunulmaktadır.
- Eleştiri zaten korunmaktadır. Suçun oluşması için fiilin hakaret niteliğinde olması arandığından, eleştiri sınırları içinde kalan ifadelerin cezalandırılmadığı; sorunun kanun metninde değil uygulamada olduğu belirtilmektedir.
Buna karşılık AİHM’in yaklaşımı, karşılaştırmalı hukukta benzer hükümlerin bulunmasının tek başına Sözleşmeye uygunluk sağlamadığı ve asıl ölçütün ceza yaptırımının demokratik toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı yönündedir. Tartışma bu iki yaklaşım arasında sürmektedir.
Soruşturma Halinde Savunma Stratejisi
Hakkında TCK 299 kapsamında soruşturma yürütülen kişiler bakımından dikkate alınması gereken hususlar şunlardır:
- Muhakeme şartının denetimi: Adalet Bakanı izninin bulunup bulunmadığı, izin tarihinin ve kapsamının dosyaya uygunluğu incelenmelidir.
- İfadenin bağlamının ortaya konulması: Sözün hangi tartışma içinde, hangi olaya tepki olarak söylendiği belgelerle gösterilmelidir. Bağlamından koparılmış bir cümle ile bağlamı içindeki aynı cümle farklı değerlendirilir.
- Değer yargısı savunması: İfadenin olgu isnadı değil değer yargısı olduğu, dolayısıyla ispat konusu yapılamayacağı ileri sürülmelidir.
- Kastın tartışılması: Hakaret kastının bulunmadığı, amacın siyasi eleştiri olduğu ortaya konulmalıdır.
- AİHM içtihadına dayanma: Vedat Şorli ve Erdoğan ve Diğerleri kararları savunma dilekçesinde doğrudan dayanak yapılmalıdır. Anayasanın 90. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler, kanunlarla çatışma halinde esas alınır.
- HAGB’nin sonuçlarının değerlendirilmesi: HAGB kararı çoğu zaman olumlu görülse de beş yıllık denetim süresi ceza tehdidini sürdürür. Bu nedenle HAGB’ye rıza gösterip göstermeme kararı, beraat ihtimali değerlendirilerek verilmelidir.
- Bireysel başvuru: İç hukuk yolları tüketildikten sonra ifade özgürlüğü yönünden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir. Anayasa Mahkemesi kararlarına Kararlar Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.
Sık Sorulan Sorular
Cumhurbaşkanına hakaretin cezası nedir?
Bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır. Suç alenen işlenmişse ceza altıda bir oranında artırılır.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu paraya çevrilir mi?
Kural olarak çevrilmez; çünkü alt sınır bir yıl hapistir ve adli para cezasına çevirme bir yıl veya daha az süreli cezalar için mümkündür. Ancak takdiri indirim sonrası ceza bir yılın altına inerse çevirme gündeme gelebilir. Aleniyet artırımı uygulanan dosyalarda bu ihtimal ortadan kalkar.
Hakaretten tutuklama olur mu?
Genel hakaret suçunda tutuklama yasağı vardır. Cumhurbaşkanına hakaret suçunda ise üst sınır dört yıl olduğundan tutuklama hukuken mümkündür; ancak kuvvetli şüphe, tutuklama nedeni ve ölçülülük şartlarının birlikte bulunması gerekir.
Cumhurbaşkanına hakaret davası nasıl sonuçlanır?
Beraat, durma, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyetle birlikte HAGB veya erteleme ya da doğrudan mahkumiyet kararlarından biriyle sonuçlanabilir. Uygulamada en sık görülen sonuç HAGB uygulanmasıdır.
Sosyal medya paylaşımı bu suçu oluşturur mu?
Paylaşımın içeriği ve bağlamı belirleyicidir. Sert ve rahatsız edici siyasi eleştiri ifade özgürlüğü kapsamındadır. AİHM, sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen mahkumiyeti Vedat Şorli kararında ihlal saymıştır.
HAGB kabul etmek zorunda mıyım?
HAGB uygulanması için sanığın kabulü aranır. Beraat ihtimalinin yüksek görüldüğü dosyalarda HAGB’nin kabul edilmemesi ve yargılamanın sürdürülmesi tercih edilebilir. Bu karar dosyanın somut durumuna göre verilmelidir.
AİHM kararı benim dosyamı etkiler mi?
AİHM kararları, aynı nitelikteki dosyalarda savunma dayanağı olarak ileri sürülebilir. Ayrıca AİHM tarafından verilen ihlal kararı, CMK 311 uyarınca yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturabilir.
Avukata Sor
İfade suçlarında savunmanın ilk ifadeden itibaren doğru kurulması sonucu belirler. Hakkınızda yürütülen bir soruşturma veya açılmış bir dava varsa, dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.
Av. Fatih Gökçe Kimdir?
Mesleğini Ankara Barosu’na bağlı olarak sürdüren Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu bünyesindeki Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Komisyonu ve İnsan Hakları Merkezi gibi çeşitli kurul, merkez ve komisyonlarda aktif görevler üstlenmektedir. Bu görevlerin yanı sıra, demokratik kitle örgütleri nezdinde insan hakları, adalet ve özgürlük temelli çalışmalar yürütmekte; ayrıca çalışma alanlarına ilişkin akademik nitelikte araştırma ve yayın faaliyetleri de gerçekleştirmektedir.
Meslek yaşamı boyunca, Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde hukuki uyuşmazlıkları bulunan kişilere hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmuştur. Her bir müvekkilinin hakkını, onurunu ve hukuki menfaatini adil yargılanma ve savunma hakkı ilkesi çerçevesinde korumayı temel mesleki değeri olarak benimsemektedir.
Savunma mesleğini yalnızca bir iş olarak değil, adaletin tesisine katkı sunan bir toplumsal sorumluluk olarak görmekte; müvekkillerinin haklarını kararlılıkla ve adalete erişim hakkı ilkesi doğrultusunda savunmaktadır. Detaylı bilgi için hakkımızda sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
