
Hükümlülerin dava açma ehliyeti, sahip oldukları fiil ehliyetine ve ceza infaz kurumundaki hukuki durumlarına göre belirlenir. HMK 51 uyarınca dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine bağlıdır. 7499 sayılı Kanunla değiştirilen TMK 407’ye göre hükümlü artık kendiliğinden kısıtlanmaz; kural olarak ancak kendi isteğiyle kısıtlanır, toplam beş yıl ve üzeri hapis cezasında ise gerekli görülürse isteği olmadan da kısıtlanabilir. Kısıtlanmış olsa dahi hükümlü, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını vasi izni olmadan kullanabilir. Anayasa Mahkemesi, Vedat Cirasun (B. No: 2022/74582, 24/12/2025) kararında nakil talebine ilişkin davanın vasi izni yokluğu gerekçesiyle reddini mahkemeye erişim hakkının ihlali saymıştır.
Yazı İçeriği
- Genel Esaslar: Hak Ehliyeti, Fiil Ehliyeti ve Dava Ehliyeti
- Dava Ehliyeti ile Taraf Ehliyeti Arasındaki Fark
- Aktif Dava Ehliyeti Ne Demek?
- Dava Açabilmek İçin Hangi Şartlar Gereklidir?
- Kısıtlılık ve Vasi Durumu: TMK 407’nin Yeni Hali
- Hükümlünün Durumuna Göre Dava Açma Ehliyeti
- Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Haklar (TMK 16)
- AYM Vedat Cirasun Kararı
- Usul Kuralı Mahkemeye Erişimi Ortadan Kaldırmamalı
- Konuya İlişkin Yüksek Mahkeme Kararları
- Vekaletname ve Avukat Tutma
- Uygulamada Sorulması Gereken Sorular
- Sık Sorulan Sorular
Genel Esaslar: Hak Ehliyeti, Fiil Ehliyeti ve Dava Ehliyeti
Hükümlülerin dava açma ehliyetini doğru anlamak için medeni hukuktaki iki temel ehliyet türünü ve bunların usul hukukundaki karşılıklarını ayırt etmek gerekir.
- Hak ehliyeti: Haklara ve borçlara sahip olabilme yeteneğidir. Her insan, hükümlüler de dahil olmak üzere, medeni haklardan yararlanma bakımından hak ehliyetine aynen sahiptir. Hapis cezası hak ehliyetini ortadan kaldırmaz.
- Fiil ehliyeti: Kendi fiilleriyle hak edinebilme ve borç altına girebilme yeteneğidir. TMK 10 uyarınca ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin fiil ehliyetine sahiptir. TMK 14 ise kısıtlıların fiil ehliyetinin bulunmadığını düzenler.
- Taraf ehliyeti (HMK 50): Hak ehliyetinin usul hukukundaki karşılığıdır.
- Dava ehliyeti (HMK 51): Fiil ehliyetinin usul hukukundaki karşılığıdır. Kanun metni şu şekildedir: Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir.
Buradan çıkan temel sonuç şudur: Hükümlünün dava açıp açamayacağı sorusu, hükümlü olup olmamasına değil, kısıtlanmış olup olmamasına ve açılacak davanın niteliğine bağlıdır. Kanun metinlerine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.
Dava Ehliyeti ile Taraf Ehliyeti Arasındaki Fark
Bu iki kavram çoğu zaman birbirine karıştırılır, oysa sonuçları tamamen farklıdır:
- Dayandığı ehliyet: Taraf ehliyeti hak ehliyetine, dava ehliyeti fiil ehliyetine dayanır.
- Kimde bulunur: Taraf ehliyeti her gerçek ve tüzel kişide vardır. Dava ehliyeti ise yalnızca ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişilerde tam olarak bulunur.
- Anlamı: Taraf ehliyeti “bu kişi davada taraf olabilir mi?” sorusunun, dava ehliyeti “bu kişi davayı kendisi açıp yürütebilir mi?” sorusunun cevabıdır.
- Eksikliğin sonucu: Taraf ehliyeti bulunmayan (örneğin tüzel kişiliği olmayan bir yapı) adına dava açılamaz. Dava ehliyeti bulunmayan kişi ise taraf olabilir, ancak davayı kanuni temsilcisi aracılığıyla açar ve yürütür.
Kısıtlanmış bir hükümlü bu ayrımın en iyi örneğidir: Taraf ehliyetine sahiptir, çünkü hak ehliyeti devam etmektedir; ancak dava ehliyeti sınırlanmıştır ve malvarlığına ilişkin davaları kural olarak vasisi aracılığıyla açar.
Aktif Dava Ehliyeti Ne Demek?
Uygulamada “aktif dava ehliyeti” ifadesi, kişinin davacı olarak dava açabilme ve bu davayı takip edebilme yeteneğini anlatmak için kullanılır. Davalı konumunda olmak ile davayı başlatmak arasındaki farkı vurgular.
Ancak bu kavram, sıklıkla aktif husumet ehliyeti ile karıştırılır. Aktif husumet ehliyeti (davacı sıfatı), dava konusu hakkın gerçekten davacıya ait olup olmadığıyla ilgilidir. Dava ehliyeti ise kişinin yeteneğiyle ilgilidir. İki kavramın sonuçları da farklıdır:
- Dava ehliyeti bir dava şartıdır; eksikliği giderilebilir niteliktedir ve giderilmezse dava usulden reddedilir.
- Husumet (sıfat) ise maddi hukuka ilişkin bir itirazdır; sıfat yokluğunda dava esastan reddedilir.
Hükümlülerin davalarında da bu ayrım önemlidir. Nakil talebinin reddine karşı açılan davada hükümlü davacı sıfatına kuşkusuz sahiptir; tartışma, sıfatta değil dava ehliyetindedir. Vedat Cirasun kararının konusu da tam olarak budur.
Dava Açabilmek İçin Hangi Şartlar Gereklidir?
HMK 114 uyarınca dava şartlarının başlıcaları şunlardır:
- Türk mahkemelerinin yargı hakkının ve yargı yolunun caiz olması
- Mahkemenin görevli ve kesin yetkili olması
- Tarafların gerçekte var olması, taraf ehliyetine ve dava ehliyetine sahip bulunması
- Kanuni temsilcinin gerekli niteliğe sahip olması
- Vekille takip edilen davalarda vekilin davaya ilişkin yetkisinin bulunması
- Davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması
- Aynı davanın daha önceden açılmamış olması ve kesin hüküm bulunmaması
HMK 115 uyarınca mahkeme dava şartlarını kendiliğinden araştırır. Dava şartı eksikliği tamamlanabilir nitelikte ise, bu eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilir. Dava ehliyeti eksikliği de kural olarak giderilebilir niteliktedir: Kanuni temsilcinin davaya katılması veya icazet vermesiyle eksiklik tamamlanabilir.
İdari yargıda ise 2577 sayılı İYUK’un 14. maddesi dava dilekçesinin ilk incelemesinde ehliyet yönünden de değerlendirme yapılmasını öngörür; 15/1-b maddesi de dava açma ehliyetinin bulunmaması halinde davanın reddine karar verileceğini düzenler. İYUK 31 ise ehliyet konusunda HMK hükümlerine atıf yapar. Bu nedenle hükümlünün idari davalarında da HMK 50 ve 51 doğrudan uygulanır.
Kısıtlılık ve Vasi Durumu: TMK 407’nin Yeni Hali
Bu konuda son yıllarda köklü bir değişiklik yaşanmıştır ve internetteki pek çok kaynak halen eski düzenlemeyi aktarmaktadır.
Eski düzenleme: Bir yıl ve üzeri cezada kendiliğinden kısıtlama
TMK 407’nin eski halinde, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her erginin kısıtlanacağı ve cezayı yerine getirmekle görevli makamın bu durumu vasi atanmak üzere vesayet makamına bildireceği öngörülüyordu. Uygulamada bu hüküm, bir yıldan uzun hapis cezası alan her hükümlünün otomatik olarak fiil ehliyetini kaybetmesi sonucunu doğuruyordu.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı
Anayasa Mahkemesi, 22/3/2023 tarihli, E.2022/105, K.2023/54 sayılı kararıyla, bir yıl veya daha uzun süreli hapse mahkum olan her erginin kendiliğinden kısıtlanmasını öngören kuralı, ayırt etme gücüne sahip ve işlerini yürütebilecek durumdaki hükümlülerin haklarını orantısız biçimde sınırladığı gerekçesiyle iptal etmiştir. İptal hükmü yürürlüğü ertelenerek 2024 yılında yürürlüğe girmiştir.
Yeni düzenleme: 7499 sayılı Kanun
İptal kararının ardından 12/3/2024 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 7499 sayılı Kanunla TMK 407 yeniden düzenlenmiştir. Yeni sistem şu şekildedir:
- Kural, isteğe bağlı kısıtlamadır: Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır.
- Beş yıldan az cezalar: Toplam beş yıldan az hapis cezası infaz edilen hükümlüler, kendileri talep etmedikçe kısıtlanmaz. Bu kişiler fiil ehliyetlerini korur, dava açabilir ve vekaletname verebilir.
- Beş yıl ve üzeri cezalar: Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı için kurumda bulunan kişi, isteği bulunmasa dahi, kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilir. Bu bir zorunluluk değil, gereklilik halinde başvurulan bir imkandır.
- Dinlenme hakkı: Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler.
- Kayyım seçeneği: Kısıtlama yerine kayyım atanması da mümkündür. Kayyım atanması, kural olarak ilgilinin fiil ehliyetini ortadan kaldırmaz.
Aynı Kanunla TMK 471 de değiştirilmiş ve hükümlünün talebi üzerine, koşulları varsa hapis hali devam ederken de vesayetin sona erdirilebilmesi imkanı getirilmiştir.
7499 sayılı Kanunun diğer düzenlemelerine ilişkin değerlendirmeler için Anayasa’yı yok sayan yargı paketi başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Kısıtlı hükümlü davayı nasıl açar?
Kısıtlanmış hükümlünün kişiye sıkı sıkıya bağlı olmayan davaları bakımından TMK 462/8 devreye girer: Acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması için vesayet makamının izni gereklidir. Dolayısıyla bu tür davalar vasi tarafından, vesayet makamının (sulh hukuk mahkemesi) izniyle açılır.
Hükümlünün Durumuna Göre Dava Açma Ehliyeti
| Hükümlünün durumu | Fiil ehliyeti | Malvarlığına ilişkin dava | Kişiye sıkı sıkıya bağlı hak davası |
|---|---|---|---|
| Kısıtlanmamış hükümlü | Tam | Kendisi veya vekili açar | Kendisi veya vekili açar |
| Kendi isteğiyle kısıtlanan hükümlü | Sınırlı | Vasi, vesayet makamı izniyle açar | Vasi izni gerekmez (TMK 16) |
| Beş yıl ve üzeri cezada resen kısıtlanan hükümlü | Sınırlı | Vasi, vesayet makamı izniyle açar | Vasi izni gerekmez (TMK 16) |
| Kayyım atanan hükümlü | Kural olarak devam eder | Kayyımın görev alanına göre değişir | Kendisi açar |
Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Haklar (TMK 16)
TMK 16 şu hükmü içerir: Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.
Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar, doğrudan kişinin şahsına bağlı olan ve kural olarak kişinin kendi iradesiyle kullanabileceği haklardır. Uygulamada bu kapsamda değerlendirilen başlıca haklar şunlardır:
- Nişanlanma, evlenme ve boşanma davası açma
- Soybağına ilişkin davalar (tanıma, babalık gibi)
- Kişilik haklarının korunmasına yönelik davalar
- Kendi kısıtlanmasına veya kısıtlamanın kaldırılmasına ilişkin talepler
- Ceza infaz kurumundaki yaşam koşullarına, nakle, ziyaret ve haberleşmeye ilişkin başvurular
- Kendi ceza dosyasına ilişkin kanun yolu başvuruları ve bireysel başvuru
Ceza yargılamasına ilişkin önemli bir not: Ceza muhakemesinde sanığın veya hükümlünün kendi davasına ilişkin kanun yollarına başvurması kısıtlılık nedeniyle engellenmez. Bu haklar, ceza muhakemesinin doğrudan kişinin kendisine yönelmesinin doğal sonucudur. Hükümlülerin kişiye bağlı haklarına ilişkin bir başka örnek için tutuklu ve hükümlülerin cenazeye katılma hakkı başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
AYM Vedat Cirasun Kararı
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, Vedat Cirasun, B. No: 2022/74582, Karar Tarihi: 24/12/2025, RG: 30/4/2026, Sayı: 33239
Anayasa Mahkemesi, hükümlünün kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkının kullanılmasına ilişkin olarak açtığı davanın, vasi izni ve vesayet makamının onayı bulunmadığı gerekçesiyle esasının incelenmeden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir.
Uyuşmazlığın konusu
Başvurucu, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunmaktayken ailesine daha yakın olabilmek amacıyla başka bir ceza infaz kurumuna nakledilme talebinde bulunmuştur. Nakil talebinin reddedilmesi üzerine başvurucu, söz konusu idari işlemin iptali amacıyla dava açmıştır.
Ancak açılan dava, başvurucunun hükümlü olması nedeniyle kısıtlı durumda bulunduğu ve vesayet makamından izin alınmaksızın tek başına dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle esas yönünden incelenmemiştir. Bunun üzerine başvurucu, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümlü olmak her hakkın kullanılmasını vasi iznine bağlar mı?
Kararın dikkat çekici noktalarından biri, hükümlülerin kısıtlılık durumlarının kapsamının değerlendirilmesidir. Türk Medeni Kanununda özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle kısıtlanma haline ilişkin vesayet hükümleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler nedeniyle hükümlülerin hukuki işlemlerinin belirli şartlara bağlanması mümkündür.
Ancak Anayasa Mahkemesi, bu durumun hükümlünün sahip olduğu kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanımını bütünüyle vasi veya vesayet makamının iznine tabi hale getirdiği şeklinde yorumlanamayacağına dikkat çekmiştir. Dolayısıyla her dava bakımından aynı değerlendirmeyi yapmak yerine, açılan davanın niteliğinin ve kullanılan hakkın özelliklerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Açılan dava malvarlığını azaltmıyorsa farklı değerlendirme yapılmalı
Anayasa Mahkemesi somut olayda, başvurucunun açtığı davanın niteliğine özellikle dikkat çekmiştir. Başvurucunun amacı, ailesine daha yakın olabilmek için başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesini sağlamaktır. Dolayısıyla açılan dava, başvurucuyu herhangi bir borç altına sokmamakta ve malvarlığında bir azalmaya yol açmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi, bu özellikleri dikkate alarak başvurucunun açtığı davanın kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle davanın açılabilmesi için vasinin icazetinin veya vesayet makamının izninin aranmasının gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
Sonuç ve giderim
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun açtığı davanın yalnızca vasi izni ve vesayet makamının onayı bulunmadığı gerekçesiyle dava ehliyeti yönünden reddedilmesinin, somut olayın koşulları bakımından gerekli ve ölçülü olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili idare mahkemesine gönderilmesine de karar verilmiştir. Kararlara AYM Kararlar Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.
Usul Kuralı Mahkemeye Erişimi Ortadan Kaldırmamalı
Kararın temelinde mahkemeye erişim hakkı ile usul kuralları arasındaki denge bulunmaktadır. Anayasanın 36. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, kişinin bir uyuşmazlığın mahkeme tarafından incelenmesini isteme ve bu amaçla yargı mercilerine başvurabilme imkanını güvence altına almaktadır.
Elbette kanun koyucunun dava açılmasını ve yargılamanın yürütülmesini belirli usul kurallarına bağlaması mümkündür. Ancak bu kuralların uygulanması, kişinin mahkemeye başvurma imkanını ölçüsüz şekilde ortadan kaldıracak bir sonuca yol açmamalıdır.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik yaklaşımında da usul kurallarının uygulanması sırasında aşırı şekilcilikten kaçınılması gerektiği, bununla birlikte kanuni usul şartlarını tamamen etkisiz hale getirecek ölçüde esnek bir yaklaşımın da benimsenmemesi gerektiği belirtilmektedir. Somut olayda başvurucunun kullandığı hakkın niteliği dikkate alındığında, vasi izni ve vesayet makamı onayı aranması, mahkemeye erişim hakkı bakımından ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Burada gözden kaçırılmaması gereken pratik bir boyut da vardır: Vasi, çoğu zaman hükümlünün bir yakınıdır ve cezaevindeki nakil, disiplin veya iletişim gibi konulardaki uyuşmazlıkları takip etme konusunda istekli olmayabilir. Vasinin hareketsiz kalması halinde hükümlünün kendi yaşam koşullarına ilişkin uyuşmazlığı hiçbir zaman mahkeme önüne gelemez. Mahkemeye erişim hakkının özü tam da bu noktada zedelenmektedir.
Konuya İlişkin Yüksek Mahkeme Kararları
Hükümlülerin dava ehliyetine ilişkin içtihadın gelişimini göstermesi bakımından başlıca yüksek mahkeme kararları aşağıda sunulmuştur.
Danıştay 10. Daire, 2020/2839 E., 2022/2997 K., 31/5/2022
Konu: Kapalı ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan davacı, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin çocuk hükümlüler arasında ayrımcılığa yol açtığı iddiasıyla ilgili düzenlemenin değiştirilmesini istemiştir.
Çoğunluk görüşü: Daire, TMK 14, 16, 407, 448, 462/8 ve 471. maddelerini birlikte değerlendirerek, bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkum olanların kısıtlanacağını ve kısıtlının kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davalar dışındaki davaları vesayet makamının izni üzerine ve vasisi aracılığıyla açabileceğini belirtmiştir. Davacıya veli tayin edildiği halde davanın bizzat davacı tarafından açıldığı, veliye iki kez ara kararı gönderilmesine rağmen davayı takip iradesi bildirmediği gerekçesiyle dava, İYUK 15/1-b uyarınca ehliyet yönünden oyçokluğuyla reddedilmiştir.
Karşı oy: Karşı oy yazısında; davacının ara kararlarından haberdar edilmediği, velinin davayı takip etmemesi nedeniyle doğrudan ve yalnızca kendisini ilgilendiren davayı gördürme olanağından yoksun bırakıldığı, TMK 16 uyarınca kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada yasal temsilcinin rızasının gerekmediği ve uyuşmazlığın niteliği itibarıyla velinin rızasının aranmaması gerektiği belirtilmiştir.
Değerlendirme: Bu kararın karşı oy gerekçesi, üç yıl sonra Anayasa Mahkemesinin Vedat Cirasun kararında benimsediği yaklaşımla birebir örtüşmektedir. Karar ayrıca eski TMK 407 döneminin kendiliğinden kısıtlama anlayışını yansıtması bakımından önemlidir.
Anayasa Mahkemesi, E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023 (Norm denetimi)
Anayasa Mahkemesi, bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkum olan her erginin kendiliğinden kısıtlanmasını öngören eski TMK 407 hükmünü, ayırt etme gücüne sahip ve işlerini yürütebilecek durumdaki hükümlülerin haklarını orantısız biçimde sınırladığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Bu karar, 7499 sayılı Kanunla getirilen yeni sistemin doğrudan kaynağıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2014/24975 E., 2015/10872 K., 27/5/2015
Kararda, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarınca açılan koruma davasında anne ve babanın TMK 407 uyarınca kısıtlanmış olmasının sonuçları değerlendirilmiştir. Yargıtay; davanın yasal temsilciye ve ilgili kuruma husumet yöneltilerek, duruşma açılıp hukuki dinlenilme hakkı sağlanarak görülmesi gerektiğini; ebeveynin kısıtlı olması nedeniyle velayetin askıda kaldığını ve küçüğe vasi atanması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.
Değerlendirme: Karar, hükümlünün kısıtlanmasının yalnızca kendi davalarını değil, aile hukuku ilişkilerini ve çocuklar üzerindeki velayeti de etkilediğini göstermektedir. Yeni TMK 407 döneminde kısıtlama isteğe bağlı hale geldiğinden, bu sonucun ortaya çıkıp çıkmayacağı somut olayda kısıtlama kararı bulunup bulunmadığına göre belirlenecektir.
Yargıtay uygulamasındaki yerleşik ilkeler
Yargıtay hukuk dairelerinin kısıtlı hükümlülere ilişkin kararlarında istikrar kazanan ilkeler şunlardır: Kısıtlanıp kendisine vasi atanan kişiye karşı açılan davada dava dilekçesi vasiye tebliğ edilmeden ve deliller toplanmadan yokluğunda hüküm kurulamaz. Eşi vasi olarak atanan kısıtlıya karşı yine vasi tarafından açılan boşanma davasında menfaat çatışması bulunduğundan kısıtlıya temsil kayyımı atanması gerekir. Davaya son veren feragat gibi işlemler için de vesayet makamının izni aranır.
Bu kararların tamamı birlikte değerlendirildiğinde içtihadın yönü açıktır: Eski dönemde “hükümlü eşittir kısıtlı” anlayışı hakimken, Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireysel başvuru kararlarıyla birlikte değerlendirmenin merkezine kullanılan hakkın niteliği yerleşmiştir.
Vekaletname ve Avukat Tutma
Dava ehliyetinin en pratik görünümü, hükümlünün avukata vekaletname verip veremeyeceği sorusudur.
- Kısıtlanmamış hükümlü: Fiil ehliyetine sahip olduğundan ceza infaz kurumunda noter aracılığıyla vekaletname verebilir.
- Önceden verilmiş vekaletnameler: Hükümlü ceza infaz kurumuna girmeden önce avukata vekaletname vermişse ve sonradan kısıtlanmamışsa, bu vekaletname geçerliliğini korur.
- Kısıtlanmış hükümlü: Malvarlığına ilişkin davalarda vekaletnameyi vasi verir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanımında ise hükümlünün kendisinin vekaletname verebileceği kabul edilmelidir.
- Ceza dosyası: Hükümlünün kendi ceza dosyasına ilişkin müdafi seçimi ve kanun yolu başvuruları kısıtlılık nedeniyle engellenmez.
Uygulamada ceza infaz kurumlarının bir kısmının 7499 sayılı Kanunla yapılan değişikliği dikkate almadan eski uygulamayı sürdürdüğü ve her hükümlüden vasi izni istediği görülmektedir. Bu durumda yeni TMK 407 metni ve kısıtlama kararının bulunmadığı açıkça ileri sürülmelidir.
Uygulamada Sorulması Gereken Sorular
Kararın uygulama bakımından en önemli sonucu, “hükümlü eşittir her dava bakımından vasi iznine tabi kişi” şeklindeki otomatik yaklaşımın sorgulanması gerektiğini göstermesidir. Hükümlü tarafından açılmak istenen her davada şu sorular sırasıyla cevaplanmalıdır:
- 1. Hükümlü hakkında verilmiş bir kısıtlama kararı var mı? Yoksa, hükümlü tam fiil ehliyetine sahiptir.
- 2. Kısıtlama yerine kayyım mı atanmış? Kayyım atanması kural olarak fiil ehliyetini ortadan kaldırmaz.
- 3. Açılacak dava hangi hakka ilişkin?
- 4. Bu hak kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak mı?
- 5. Dava hükümlüyü bir borç altına sokuyor mu?
- 6. Dava malvarlığında bir azalmaya neden oluyor mu?
- 7. Davanın niteliği ve amacı nedir?
Başka bir ifadeyle, hükümlü tarafından açılmak istenen her davada yalnızca “Vasi izni gerekiyor mu?” sorusu değil, “Kullanılan hak kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak mı?” sorusu da sorulmalıdır.
Dava ehliyeti yönünden ret kararı verilmesi halinde izlenecek yollar da bilinmelidir: İdari yargıda ret kararına karşı istinaf veya temyiz, adli yargıda istinaf ve temyiz yollarına başvurulur. Olağan yollar tüketildikten sonra mahkemeye erişim hakkının ihlali iddiasıyla, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir.
Sık Sorulan Sorular
Dava ehliyeti ve taraf ehliyeti arasındaki fark nedir?
Taraf ehliyeti (HMK 50) davada taraf olabilme yeteneğidir ve hak ehliyetine bağlıdır. Dava ehliyeti (HMK 51) ise davayı bizzat veya vekil aracılığıyla açıp yürütebilme yeteneğidir ve fiil ehliyetine bağlıdır. Kısıtlı bir hükümlü taraf ehliyetine sahiptir, ancak dava ehliyeti sınırlanmıştır.
Dava açabilmek için hangi şartlar gereklidir?
HMK 114’te sayılan dava şartlarının bulunması gerekir: yargı yolu, görev ve kesin yetki, taraf ve dava ehliyeti, usulüne uygun kanuni temsil, vekilin yetkisi, hukuki yarar ve kesin hüküm bulunmaması. Mahkeme bu şartları kendiliğinden araştırır.
Aktif dava ehliyeti ne demek?
Kişinin davacı olarak dava açabilme ve takip edebilme yeteneğini ifade eder. Davayı açmaya hakkı olan kişi olmayı ifade eden aktif husumet ehliyeti (davacı sıfatı) ile karıştırılmamalıdır.
HMK’ya göre taraf ehliyeti nedir?
HMK 50’ye göre medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir. Sağ doğan her insan ve kuruluşunu tamamlamış her tüzel kişi taraf ehliyetine sahiptir.
Hükümlü vasi izni olmadan dava açabilir mi?
Kısıtlanmamış hükümlü açabilir. Kısıtlanmış hükümlü ise kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları için vasi izni olmadan dava açabilir; malvarlığına ilişkin davalarda ise vasi ve vesayet makamı izni gerekir.
Hapis cezası alan herkes kısıtlanır mı?
Hayır. 7499 sayılı Kanun sonrası kısıtlama kural olarak hükümlünün isteğine bağlıdır. Toplam beş yıl ve üzeri cezalarda ise gerekli görülürse isteği olmadan da kısıtlama mümkündür.
Kısıtlı hükümlü boşanma davası açabilir mi?
Evet. Boşanma davası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı hükümlü bu davayı vasi izni aramaksızın açabilir. Ancak vasinin eş olduğu hallerde menfaat çatışması nedeniyle temsil kayyımı atanması gerekebilir.
Cezaevi nakil talebi reddedilirse dava açılabilir mi?
Evet. Anayasa Mahkemesi Vedat Cirasun kararında, ailesine yakın bir kuruma nakil talebinin reddine karşı açılan davanın kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması niteliğinde olduğunu ve vasi izni aranmaması gerektiğini kabul etmiştir.
Avukata Sor
Hükümlü yakınınız adına dava açılması, vekaletname verilmesi veya ehliyet yönünden reddedilen bir davaya itiraz edilmesi gerekiyorsa, önce kısıtlama durumunu ve davanın niteliğini birlikte netleştirelim.
Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.
Av. Fatih Gökçe Kimdir?
Mesleğini Ankara Barosu’na bağlı olarak sürdüren Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu bünyesindeki Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Komisyonu ve İnsan Hakları Merkezi gibi çeşitli kurul, merkez ve komisyonlarda aktif görevler üstlenmektedir. Bu görevlerin yanı sıra, demokratik kitle örgütleri nezdinde insan hakları, adalet ve özgürlük temelli çalışmalar yürütmekte; ayrıca çalışma alanlarına ilişkin akademik nitelikte araştırma ve yayın faaliyetleri de gerçekleştirmektedir.
Meslek yaşamı boyunca, Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde hukuki uyuşmazlıkları bulunan kişilere hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmuştur. Her bir müvekkilinin hakkını, onurunu ve hukuki menfaatini adil yargılanma ve savunma hakkı ilkesi çerçevesinde korumayı temel mesleki değeri olarak benimsemektedir.
Savunma mesleğini yalnızca bir iş olarak değil, adaletin tesisine katkı sunan bir toplumsal sorumluluk olarak görmekte; müvekkillerinin haklarını kararlılıkla ve adalete erişim hakkı ilkesi doğrultusunda savunmaktadır. Detaylı bilgi için hakkımızda sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
