
İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YASAĞI mutlak bir yasaktır. Hiçbir koşulda askıya alınamaz, hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz.
Dayanağı Anayasa’nın 17. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesidir. Ceza hukukundaki karşılığı ise Türk Ceza Kanunu’nun 94, 95 ve 96. maddeleridir.
Yasak devlete iki ayrı ödev yükler. Birincisi kötü muamelede bulunmamaktır. İkincisi, savunulabilir iddiaları etkili biçimde soruşturmaktır. Etkili soruşturma yapılmaması, fiil kanıtlanamasa bile başlı başına hak ihlalidir.
Yazı İçeriği
- Kısa Cevap: İşkence ve Kötü Muamele Yasağı Nedir?
- Temel Hukuki Dayanaklar
- İşkence, Eziyet ve Kötü Muamele Arasındaki Farklar
- Kötü Muamelede Asgari Ağırlık Eşiği
- İşkence Suçu ve Cezası (TCK m. 94)
- Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence (TCK m. 95)
- Eziyet Suçu ve Cezası (TCK m. 96)
- Kötü Muamele Suçu (TCK m. 232)
- Suç Tipleri Karşılaştırma Tablosu
- İşkence Suçunda Zamanaşımı Var mıdır?
- Devletin Negatif ve Pozitif Yükümlülükleri
- Etkili Soruşturma Yükümlülüğü
- Anayasa Mahkemesinin Cezmi Demir ve Diğerleri Kararı
- Soruşturmanın Sürüncemede Bırakılması ve Cezasızlık
- Etkili Soruşturma Yapılmaması Başlı Başına İhlal midir?
- İşkence ve Kötü Muamele Suçlarında HAGB Uygulanır mı?
- Anayasa Mahkemesinin Güncel Kötü Muamele Kararları
- Nitelendirme Sorunu ve Cezasızlık
- Soruşturma Usulü: İzin, Görevli Mahkeme ve Yasaklar
- İşkence veya Kötü Muameleye Maruz Kalan Kişi Ne Yapmalıdır?
- Sağlık Raporları ve İstanbul Protokolü
- AYM’ye Bireysel Başvuru ve AİHM Yolu
- Sıkça Sorulan Sorular
- Sonuç
Kısa Cevap: İşkence ve Kötü Muamele Yasağı Nedir?
İşkence ve kötü muamele yasağı, insan onurunu ve kişinin maddi ve manevi bütünlüğünü koruyan temel bir insan hakkıdır. Yasağın en belirgin özelliği mutlak olmasıdır.
Mutlak olmak şu anlama gelir. Yasak, savaş, olağanüstü hâl, terörle mücadele veya kamu güvenliğinin korunması gibi gerekçelerle askıya alınamaz. Kişinin işlediği iddia edilen suçun ağırlığı da işkenceyi meşru hâle getirmez.
Bu özelliğiyle yasak, sınırlandırılabilir diğer temel haklardan ayrılır. İfade özgürlüğü veya toplantı hakkı kanunla ve ölçülü biçimde sınırlanabilir. İşkence yasağı sınırlanamaz.
Yasak devlete iki ayrı ödev yükler:
- Negatif yükümlülük. Devlet görevlileri kişilere işkence veya kötü muamelede bulunmayacaktır.
- Pozitif ve usuli yükümlülük. Devlet, kişileri bu tür fiillere karşı koruyacak ve savunulabilir iddiaları etkili biçimde soruşturacaktır.
İkinci yükümlülük uygulamada daha sık ihlal edilir. Bir kötü muamele iddiası kanıtlanamasa bile, iddianın gereği gibi soruşturulmaması başlı başına hak ihlalidir.
Temel Hukuki Dayanaklar
Yasak, ulusal ve uluslararası hukukta birden fazla metinle güvence altına alınmıştır.
Anayasa’nın 17. Maddesi
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
“Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17/1 ve 17/3
Madde, kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunmasını devletin temel yükümlülüklerinden biri olarak düzenler. Anayasa Mahkemesi, Cezmi Demir ve diğerleri (B. No: 2013/293, 17/7/2014) kararında bu düzenlemenin insan onurunu korumayı amaçladığını belirtmiştir.
Güvence yalnızca devletin doğrudan kötü muamelede bulunmamasını kapsamaz. Kişilerin kötü muameleye maruz kalmasını önleyecek tedbirlerin alınmasını da kapsar.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesi
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3
AİHM içtihatlarında bu yasağın demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olduğu kabul edilir. Sözleşme’nin 15. maddesi, olağanüstü hâllerde bazı haklardan ayrılmaya izin verir. Ancak 3. madde bu ayrılmanın dışında tutulmuştur.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 5. Maddesi
Bildirge’nin 5. maddesi, hiç kimsenin işkenceye veya zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye tabi tutulamayacağını hükme bağlar. Bildirge bağlayıcı bir antlaşma olmamakla birlikte, yasağın evrensel niteliğini ortaya koyan temel metinlerden biridir.
Diğer Uluslararası Düzenlemeler
Yasak başka metinlerle de desteklenir:
- Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme.
- Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 7. maddesi.
- İşkencenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi ve bu Sözleşme uyarınca kurulan İşkencenin Önlenmesi Komitesi.
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar ile kanunlar arasında çatışma çıkarsa antlaşma hükümleri esas alınır. Bu kural, uluslararası güvencelerin iç hukukta doğrudan ileri sürülebilmesini sağlar.
İşkence, Eziyet ve Kötü Muamele Arasındaki Farklar
Anayasa’nın 17. maddesi üç kavramı birlikte yasaklar. İşkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele.
Bu kavramlar birbiriyle ilişkilidir. Ancak kötü muamelenin ağırlığı ve niteliği bakımından farklılık gösterir.
İşkence, kişinin bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik, ağır acı veya ıstırap doğuran ve insan onurunu ciddi biçimde zedeleyen muameleleri ifade eder.
Eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleler, kişinin fiziksel veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren, aşağılanmasına, korku ve çaresizlik hissetmesine ya da insan onurunun zedelenmesine neden olan davranışları kapsar.
Burada çok önemli bir ayrım vardır. Anayasa’nın 17. maddesindeki bu kavramlar ile Türk Ceza Kanunu’ndaki işkence ve eziyet suçlarının unsurları birebir aynı değildir.
Bir davranışın anayasal anlamda kötü muamele oluşturması ayrı bir meseledir. Aynı davranışın ceza hukuku bakımından hangi suç tipine karşılık geldiği ayrı bir meseledir. İki değerlendirme ayrı ayrı yapılmalıdır.
Bu ayrım pratikte şu sonucu doğurur. Bir fiil ceza mahkemesinde kasten yaralama olarak nitelendirilmiş olabilir. Bu nitelendirme, aynı fiilin Anayasa Mahkemesi önünde kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesine engel değildir.
Kötü Muamelede Asgari Ağırlık Eşiği
Her olumsuz muamele kötü muamele değildir. Anayasa Mahkemesine göre bir davranışın Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması gerekir.
Bu eşik her olayda aynı değildir. Somut olayın özelliklerine göre belirlenir.
AYM’nin Tahir Canan (B. No: 2012/969, 18/9/2013) kararında ortaya konulduğu üzere değerlendirmede şu unsurlar dikkate alınır:
- Muamelenin süresi.
- Fiziksel ve ruhsal etkileri.
- Mağdurun yaşı, cinsiyeti ve sağlık durumu.
- Davranışın amacı ve ardındaki saik.
- Hangi koşullarda gerçekleştirildiği.
- Kişinin içinde bulunduğu güçsüzlük veya bağımlılık durumu.
Son iki unsur özellikle önemlidir. Aynı fiziksel müdahale, sağlıklı bir yetişkin ile çocuk, yaşlı veya ciddi sağlık sorunu bulunan bir kişi üzerinde farklı sonuçlar doğurur. Gözaltında veya ceza infaz kurumunda bulunan kişiler bakımından da bağımlılık durumu değerlendirmeyi etkiler.
Bir diğer önemli nokta şudur. Kötü muamele yalnızca fiziksel şiddetten ibaret değildir. Ağır tehdit, aşağılayıcı davranışlar, yoğun psikolojik baskı ve kişinin ruhsal bütünlüğünü ciddi biçimde etkileyen diğer uygulamalar da somut olayın koşullarına göre bu kapsamda değerlendirilebilir.
AİHM’nin Aksoy/Türkiye (B. No: 21987/93, 18/12/1996) kararı, işkencenin niteliğinin ve ağırlığının değerlendirilmesi bakımından temel içtihatlardan biridir.
İşkence Suçu ve Cezası (TCK m. 94)
İşkence ve kötü muamele yasağının ceza hukuku bakımından karşılığı, başta Türk Ceza Kanunu’nun 94, 95 ve 96. maddelerinde düzenlenmiştir.
TCK’nın 94. maddesinde işkence suçu, kamu görevlisinin bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve şu sonuçlardan birine yol açan davranışları gerçekleştirmesi olarak düzenlenmiştir:
- Bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesi.
- Algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesi.
- Aşağılanması.
Temel Ceza
Suçun temel şekli için üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz.
Nitelikli Hâller
Kanunda daha ağır cezayı gerektiren hâller de düzenlenmiştir. Suçun şu kişilere karşı işlenmesi hâlinde ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapistir:
- Çocuğa karşı.
- Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı.
- Gebe kadına karşı.
- Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı, görevi nedeniyle.
Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde ise ceza on yıldan on beş yıla kadar hapistir.
Failin Sıfatı ve İştirak
İşkence suçunun faili kamu görevlisidir. Bu sıfat yalnızca polis veya jandarma ile sınırlı değildir.
Kanunda iki önemli hüküm daha bulunur. Birincisi, suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. İkincisi, suçun ihmali davranışla işlenmesi durumunda bu nedenle ceza indirimi yapılmaz.
İkinci hüküm uygulamada önemlidir. Kötü muameleye doğrudan katılmayan, ancak önleme imkânı olduğu hâlde müdahale etmeyen kamu görevlisi de sorumlu tutulabilir.
Türk Ceza Kanunu’nun resmî metni için mevzuat bilgi sistemi incelenebilir.
Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence (TCK m. 95)
İşkence fiillerinin mağdurun bedeninde ağır sonuçlara neden olması durumunda TCK’nın 95. maddesi uygulanır.
Madde, sonucun ağırlığına göre kademeli bir artırım sistemi kurar.
Cezanın yarı oranında artırıldığı hâller:
- Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması.
- Konuşmasında sürekli zorluk oluşması.
- Yüzünde sabit iz kalması.
- Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olunması.
- Gebe bir kadına karşı işlenip çocuğunun vaktinden önce doğmasına neden olunması.
Cezanın bir kat artırıldığı hâller:
- İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine yol açılması.
- Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesi.
- Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolması.
- Yüzünün sürekli değişikliğine neden olunması.
- Gebe bir kadına karşı işlenip çocuğunun düşmesine neden olunması.
Kemik kırılması hâlinde ise kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
İşkence sonucunda ölüm meydana gelmesi hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Kanun koyucu bu sonucu, hukuk düzenindeki en ağır yaptırımla karşılamıştır.
Eziyet Suçu ve Cezası (TCK m. 96)
TCK’nın 96. maddesinde bir kimsenin eziyet çekmesine yol açan davranışların gerçekleştirilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir.
Eziyet suçunun temel şekli için iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamaz.
İşkence suçundan en önemli farkı şudur. Eziyet suçunun faili bakımından kamu görevlisi olma şartı bulunmaz. Dolayısıyla özel kişiler tarafından gerçekleştirilen ve eziyet suçunun unsurlarını taşıyan davranışlar da bu madde kapsamında cezalandırılır.
Maddede nitelikli hâller de düzenlenmiştir. Suçun çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye ya da gebe kadına karşı işlenmesi hâlinde ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. Aynı ceza, suçun üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa ya da eşe karşı işlenmesi hâlinde de uygulanır.
Eziyet suçu şikâyete tabi değildir. Şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez. Suç uzlaşma kapsamında da değildir.
Eziyet suçu bakımından belirleyici olan unsurlar şunlardır:
- Davranışların sürekliliği.
- Sistematik niteliği.
- Mağdurun maruz kaldığı acı ve aşağılanma.
- Eylemlerin bütünlük içinde değerlendirilmesi.
Tek bir fiil kural olarak kasten yaralama suçunu oluşturur. Fiillerin tekrarlanarak bir süreç hâline gelmesi, eziyet suçunu gündeme getirir.
Bir eylemin işkence, eziyet veya kasten yaralama suçlarından hangisini oluşturduğu; failin sıfatı, davranışların niteliği, ağırlığı ve somut olayın bütün koşulları dikkate alınarak belirlenmelidir.
Kötü Muamele Suçu (TCK m. 232)
Türk Ceza Kanunu’nda “kötü muamele” başlığını taşıyan ayrı bir suç daha vardır. Bu suç, aile düzenine karşı suçlar bölümünde 232. maddede düzenlenmiştir.
Hükme göre aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kişi cezalandırılır. Öngörülen ceza iki aydan bir yıla kadar hapistir.
Maddenin ikinci fıkrası ise idaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek ya da bir meslek veya sanatı öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiyi cezalandırır. Bu fıkrada öngörülen ceza bir yıla kadar hapistir.
Madde gerekçesinde korunan hukuki değerler sayılmıştır. Bunlar vücut bütünlüğü, sağlık, onur, özgürlük ve aile düzenidir. Her olumsuz davranış bu suçu oluşturmaz. Muamelenin merhamet ve şefkatle bağdaşmayacak nitelikte olması aranır. Aç veya susuz bırakma, uyku yoksunluğu ve zor koşullarda çalıştırma tipik örneklerdir.
Davranışın etkisi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir düzeyi aşarsa, kasten yaralama hükümleri uygulanır.
Bu suçun Anayasa’nın 17. maddesindeki kötü muamele kavramıyla aynı olmadığına dikkat edilmelidir. Aile içi ilişkilerde ortaya çıkan ve sistematik nitelik kazanan fiiller, somut olayın koşullarına göre TCK’nın 96. maddesindeki eziyet suçunu oluşturabilir.
İçtihatta bir tartışma da bulunur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu tek ve ani bir eylemi de bu madde kapsamında değerlendirebilmektedir. Bazı daireler ise süreklilik aramaktadır. Bu ayrım, somut olayda hangi suç tipinin uygulanacağını doğrudan etkiler.
Suç Tipleri Karşılaştırma Tablosu
| Suç ve Madde | Fail | Ayırt Edici Unsur | Temel Ceza |
|---|---|---|---|
| İşkence, TCK m. 94 | Kamu görevlisi, iştirak edenler kamu görevlisi gibi cezalandırılır | İnsan onuruyla bağdaşmayan, acı çektiren veya aşağılayan davranışlar | 3 yıldan 12 yıla kadar hapis, kadına karşı alt sınır 5 yıl, nitelikli hâlde 8 ila 15 yıl |
| Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence, TCK m. 95 | Kamu görevlisi | Bedende ağır sonuçlar, ölüm hâlinde ayrı düzenleme | Yarı oranında veya bir kat artırım, kemik kırığında 8 ila 15 yıl, ölümde ağırlaştırılmış müebbet |
| Eziyet, TCK m. 96 | Herkes, kamu görevlisi olma şartı yok | Süreklilik ve sistematiklik, fiillerin bütünlük içinde değerlendirilmesi | 2 yıldan 5 yıla kadar hapis, kadına karşı alt sınır 2 yıl 6 ay, nitelikli hâlde 3 ila 8 yıl |
| Kötü muamele, TCK m. 232 | Aynı konutta birlikte yaşayan kişi, disiplin yetkisi bulunan kişi | Aile düzenine karşı suçlar kapsamında, eziyet eşiğine ulaşmayan fiiller | 2 aydan 1 yıla kadar hapis, disiplin yetkisinin kötüye kullanılmasında 1 yıla kadar hapis |
| Kasten yaralama, TCK m. 86 | Herkes | Tek fiil, bedensel acı veya sağlığın bozulması | 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, nitelikli hâllerde artırım |
Tablodaki ceza miktarları kanunun yürürlükteki hâline göredir. Somut olayda uygulanacak hüküm, suç tarihindeki mevzuat ve lehe kanun değerlendirmesiyle birlikte belirlenir.
İşkence Suçunda Zamanaşımı Var mıdır?
Yoktur. Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesinin altıncı fıkrasında açık bir hüküm bulunur:
“Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.”
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 94/6
Bu düzenleme, 6459 sayılı İnsan Haklarını ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 9. maddesiyle eklenmiştir. Kanun 11 Nisan 2013 tarihinde kabul edilmiş, düzenleme 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Değişikliğin amacı, işkence suçlarında cezasızlığın önlenmesidir.
Bununla birlikte iki hususa dikkat edilmelidir.
Birinci husus. 30 Nisan 2013 tarihinden önce işlendiği ileri sürülen fiiller bakımından zamanaşımı sorunu ayrıca değerlendirilir. Zamanaşımı maddi ceza hukukuna ilişkin bir kurumdur. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesindeki lehe kanun ilkesi devreye girer. Bu tarihten sonra işlenen fiillerde ise hiçbir hâlde zamanaşımı işlemez.
İkinci husus. İşkence suçuna ilişkin bu özel düzenleme, her türlü kötü muamele veya eziyet fiilinin otomatik olarak zamanaşımından muaf olduğu anlamına gelmez. Hüküm TCK’nın 94. maddesine özgüdür.
Bu nedenle geçmişte gerçekleşmiş iddialar bakımından değerlendirme yapılırken olayın tarihi, fiilin hukuki niteliği ve uygulanacak mevzuat birlikte incelenmelidir.
Devletin Negatif ve Pozitif Yükümlülükleri
İşkence ve kötü muamele yasağı, devlete iki tür yükümlülük yükler.
Negatif yükümlülük, devlet görevlilerinin kişilere işkence veya kötü muamelede bulunmamasını ifade eder. Bu, yasağın en açık boyutudur.
Pozitif yükümlülük ise devletin kişileri bu tür fiillere karşı korumak amacıyla gerekli hukuki, idari ve fiili tedbirleri almasını gerektirir.
Pozitif yükümlülük özellikle özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler bakımından belirginleşir. Gözaltında, tutukevinde veya ceza infaz kurumunda bulunan kişiler, bu süre boyunca kamu makamlarının kontrolü ve gözetimi altındadır.
Bu durum ispat bakımından da önemli bir sonuç doğurur. Kişi kuruma sağlıklı girip yaralı çıkmışsa, bu yaralanmanın nasıl oluştuğunu açıklama yükümlülüğü idareye geçer. Makul bir açıklama sunulamaması, kötü muamele iddiası bakımından güçlü bir karine oluşturur.
Devlet ayrıca kötü muamele tehlikesini bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarda, tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek makul tedbirleri almakla yükümlüdür.
Bu yükümlülükler yalnızca kamu görevlilerinin doğrudan gerçekleştirdiği eylemlerle sınırlı değildir. Belirli koşullarda özel kişiler tarafından gerçekleştirilen ağır şiddet ve kötü muamele fiilleri karşısında da koruma ve etkili soruşturma yükümlülüğü doğabilir.
Etkili Soruşturma Yükümlülüğü
Yasağın en önemli güvencelerinden biri, devletin savunulabilir kötü muamele iddiaları hakkında etkili bir resmî soruşturma yürütme yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük, yasağın usul boyutu olarak adlandırılır.
Anayasa Mahkemesi, Tahir Canan (B. No: 2012/969, 18/9/2013) kararında, bir kamu görevlisinin Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eden muamelesine ilişkin savunulabilir bir iddia bulunması hâlinde etkili bir resmî soruşturma yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkemeye göre kimi durumlarda yalnızca etkili bir soruşturmanın yapılmamış olması dahi 17. maddenin ihlaline neden olabilir.
Soruşturmanın Kendiliğinden ve Gecikmeksizin Başlatılması
Etkili soruşturma yükümlülüğünün ilk gereği, soruşturma makamlarının olaydan haberdar olduklarında gecikmeksizin harekete geçmesidir.
Savunulabilir bir kötü muamele iddiası veya kötü muameleye işaret eden yeterli belirtiler bulunduğunda, soruşturma yükümlülüğü yalnızca mağdurun açık bir suç duyurusunda bulunmasına bağlı değildir.
Özellikle şu bulgular makamların kendiliğinden harekete geçmesini gerektirebilir:
- Kolluk gözetiminde meydana gelen yaralanmalar.
- Kişinin gözaltı süresince fiziksel bütünlüğünde oluşan değişiklikler.
- Giriş ve çıkış sağlık raporları arasındaki farklar.
- Kötü muameleye işaret eden diğer bulgular.
Soruşturmanın resmî kayıtlara geçirilmesi tek başına yeterli değildir. Delil toplama işlemlerinin de gecikmeksizin başlatılması gerekir. Gecikme nedeniyle kamera görüntülerinin silinmesi, fiziksel izlerin kaybolması veya tanık anlatımlarının sağlıklı biçimde elde edilememesi, soruşturmanın etkililiğini ciddi şekilde zedeler.
Soruşturmanın Bağımsız ve Tarafsız Yürütülmesi
İddianın kamu görevlilerine yöneldiği durumlarda, soruşturmayı yürütenlerin olayla ilişkili görevlilerden bağımsız olması özel önem taşır.
Bağımsızlık yalnızca kurumsal veya hiyerarşik bağlantının bulunmaması anlamına gelmez. Soruşturmanın fiilen tarafsız yürütülmesi ve olayın aydınlatılmasını sağlayabilecek yöntemlerin kullanılması da gerekir.
Şu uygulamalar soruşturmanın bağımsızlığı bakımından sorun oluşturur:
- Şüpheli kamu görevlilerinin anlatımlarının hiçbir sorgulama yapılmaksızın esas alınması.
- Araştırmanın yalnızca iddiaya konu kurumun hazırladığı tutanaklara dayandırılması.
- Olayla bağlantısı bulunan kişilerin bilirkişi olarak görevlendirilmesi.
Soruşturmanın Bütün Delilleri Kapsaması
Etkili bir soruşturma için olayın aydınlatılmasına ve sorumluların tespitine yarayabilecek delillerin toplanması gerekir.
Somut olayın niteliğine göre bu deliller şunlar olabilir:
- Adli muayene ve sağlık raporları.
- Kamera kayıtları.
- Olay yeri inceleme tutanakları.
- Tanık anlatımları.
- Kolluk kayıtları, gözaltı ve sevk belgeleri.
- Bilirkişi raporları ile diğer fiziksel ve dijital deliller.
Soruşturma makamlarının yalnızca şüpheli kamu görevlilerinin ifadelerini almakla yetinmesi veya mevcut deliller arasındaki çelişkileri gidermemesi, soruşturmanın etkililiği bakımından sorun teşkil eder.
Anayasa Mahkemesinin Cezmi Demir ve diğerleri (B. No: 2013/293, 17/7/2014) kararında vurgulandığı üzere, kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli biçimde yürütülmelidir. Yetkililer olayları ciddiyetle araştırmalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır.
Anayasa Mahkemesinin Cezmi Demir ve Diğerleri Kararı
Bu karar, işkence ve kötü muamele yasağının hem maddi hem usul boyutu bakımından temel içtihatlardan biridir.
Başvuru, gözaltı sırasında işkence ve kötü muameleye maruz kalındığı ve sorumlular hakkında yürütülen soruşturma ile kovuşturmanın etkili olmadığı iddialarına ilişkindir.
AYM, Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014
Mahkeme, soruşturma ve yargılama süreçlerini değerlendirirken sorumluların tespit edilmesi, delillerin toplanması, yargılamanın makul süratle yürütülmesi ve cezasızlık sonucunun önlenmesi bakımından tespitlerde bulunmuştur. Somut olayda soruşturma ve yargılamanın yaklaşık on bir buçuk yıl sürmesi, bazı sanıklar hakkındaki suçlamaların zamanaşımına uğraması ve cezaların çok geç kesinleşmesi değerlendirilmiştir. Bu koşullarda devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün yerine getirilmediğine karar verilmiştir.
Avukat değerlendirmesi: Kararın asıl gücü, ihlali bir usul sorunu olarak ortaya koymasıdır. Dosyada sanıklar yargılanmış ve bir kısmı hakkında mahkûmiyet verilmiştir. Buna rağmen ihlal kararı çıkmıştır. Çünkü süreç o kadar uzamıştır ki, yaptırım caydırıcılığını yitirmiş ve bir bölümü zamanaşımına uğramıştır. Pratik çıkarım şudur. Kötü muamele dosyalarında savunma, yalnızca delillere değil takvime de odaklanmalıdır. Her duruşma arası, her bilirkişi beklemesi ve her eksik evrak, ihlal iddiasını güçlendiren birer veri olarak kayıt altına alınmalıdır.
Kararın ortaya koyduğu temel ilke nettir. İşkence ve kötü muamele soruşturmalarının yalnızca başlatılmış olması yeterli değildir. Soruşturmanın sonuç doğurabilecek bir ciddiyet, özen ve süratle yürütülmesi gerekir.
Soruşturmanın Sürüncemede Bırakılması ve Cezasızlık
Etkili soruşturma yükümlülüğünün bir diğer unsuru, sürecin makul özen ve sürat içinde yürütülmesidir.
Süreçlerin gereksiz biçimde uzaması şu sonuçlara yol açar:
- Delillerin kaybolması.
- Tanıkların olayları hatırlamakta zorlanması.
- Sorumluların tespit edilmesinin güçleşmesi.
- Suçların zamanaşımına uğraması.
- Sorumluların fiilen hesap vermekten kurtulması.
Bu sonuçların toplamı cezasızlık olarak adlandırılır. Cezasızlık, kamu görevlilerinin hukuka aykırı davranışlarının yaptırımsız kaldığı yönünde bir görünüm oluşturur.
Anayasa Mahkemesinin Hasan Demirtaş Kararı
AYM’nin Hasan Demirtaş (B. No: 2017/16252, 12/2/2020) kararı, soruşturmanın makul sürat ve özenle yürütülmesi zorunluluğu bakımından önemlidir.
Başvuru, ceza infaz kurumunda gerçekleşen yaralama olayına ilişkin soruşturma ve yargılama sürecinin yeterli sürat ve özenle yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Anayasa Mahkemesinin bu alandaki yaklaşımına göre, süreçlerde ortaya çıkan gereksiz gecikmeler etkili soruşturma yükümlülüğünün değerlendirilmesinde önem taşır. Yükümlülük yalnızca olayın ilk aşamasında delil toplanmasını değil, soruşturmanın ve devamındaki yargılamanın olayın niteliğine uygun özenle yürütülmesini de kapsar.
AİHM’nin Batı ve diğerleri/Türkiye (B. No: 33097/96 ve 57834/00, 3/6/2004) kararında da işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmalarda gerekli sürat ve özenin gösterilmesinin önemi ortaya konulmuştur.
Etkili Soruşturma Yapılmaması Başlı Başına İhlal midir?
Evet. Bu, yazının belki de en önemli noktasıdır.
Kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutları birbirinden ayrılır.
Maddi boyut, kişinin işkence veya kötü muameleye maruz bırakılıp bırakılmadığına ilişkindir.
Usul boyutu ise yetkili makamların iddiayı gerektiği şekilde araştırıp araştırmadığına, delilleri toplayıp toplamadığına ve sorumluların hesap vermesini sağlayabilecek bir süreç yürütüp yürütmediğine ilişkindir.
Bir kötü muamele iddiasının maddi yönden kanıtlanamaması, her durumda devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü yerine getirdiği anlamına gelmez.
AİHM’nin Assenov ve diğerleri/Bulgaristan (B. No: 24760/94, 28/10/1998) kararı bu ayrımın klasik örneğidir. Kararda, başvurucunun polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığı iddiası maddi yönden kanıtlanamamıştır. Buna rağmen etkili resmî soruşturma yürütülmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Bu yaklaşımın pratik sonucu önemlidir. Takipsizlik kararı verilmiş bir dosyada dahi, soruşturmanın nasıl yürütüldüğü ayrıca incelenebilir. Takipsizlik kararının kendisi, etkili soruşturma yapıldığı anlamına gelmez.
Bununla birlikte etkili soruşturma yükümlülüğü, her durumda belirli bir kişinin mutlaka cezalandırılması gerektiği anlamına gelmez. Devletin yükümlülüğü sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğüdür. Yani sorumluların tespitine ve gerektiğinde cezalandırılmasına elverişli, gerçek anlamda etkili bir süreç yürütmektir.
İşkence ve Kötü Muamele Suçlarında HAGB Uygulanır mı?
Bu konu son dönemde önemli bir değişim geçirmiştir ve cezasızlık tartışmasının merkezindedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkûmiyet hükmünün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasını sağlayan bir kurumdur. Uygulamada kötü muamele dosyalarında bu kurumun kullanılması, mağdurlar açısından ciddi bir giderim sorunu oluşturmuştur.
Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı
Anayasa Mahkemesi, 2024/98 esas ve 2025/149 karar sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmiştir. Karar 31 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. İptal hükmünün yürürlüğü dokuz ay sonraya bırakılmıştır.
Gerekçe, devletin faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderim sağlanması yönündeki usul yükümlülüğüdür.
7589 Sayılı Kanun ile Getirilen Düzenleme
Kanun koyucu, iptal hükmünün yürürlüğe girmesini beklemeden düzenleme yapmıştır. 7589 sayılı Kanun 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Yeni düzenlemeye göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler şunlar hakkında uygulanmaz:
- İşkence ve eziyet suçları.
- Kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar.
- Anayasa’nın 174. maddesinde korunan inkılap kanunlarında yer alan suçlar.
- Disiplin veya tazyik hapsi gerektiren fiiller.
Düzenlemenin Gerçek Etkisi Nerededir?
Bu nokta kaynaklarda genellikle atlanır. Oysa düzenlemenin pratik sonucunu anlamak için şart.
İşkence suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması zaten mümkün değildi. Çünkü bu kurum iki yıl ve altındaki hapis cezalarında uygulanır. İşkence suçunun alt sınırı ise üç yıldır.
Dolayısıyla 7589 sayılı Kanun’un gerçek etkisi başka yerdedir:
- Eziyet suçu. Alt sınırı iki yıl olduğundan, takdiri indirim sonrasında bu kurumun uygulanması mümkündü. Artık mümkün değildir.
- Kamu görevlisinin kötü muamele niteliğindeki diğer suçları. Kasten yaralama ve zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması gibi suçlar bu kapsamdadır.
Düzenlemenin en tartışmalı yönü, “kötü muamele kabul edilebilecek suçlar” ifadesinin kapsamıdır. İki soru öne çıkar. Ölçüt suç tipi midir, yoksa eylemin işleniş biçimi midir? Belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından bu belirsizlik eleştirilmektedir.
Burada bir husus daha önemlidir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin kapsamını Türk Ceza Kanunu’ndaki işkence ve eziyet tanımlarından daha geniş görmektedir. Bu nedenle TCK’nın 94 ve 96. maddelerine girmeyen fiiller de bu kurumun dışında kalabilir.
Bu konudaki ayrıntılı değerlendirmemiz için HAGB’de yeni bir belirsizlik: kötü muamele kabul edilebilecek olay ve eylemlerin tespiti başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Anayasa Mahkemesinin Güncel Kötü Muamele Kararları
Aşağıdaki kararlar, Anayasa Mahkemesinin son dönem yaklaşımını gösterir. Hem ihlal bulunan hem de ihlal bulunmayan kararlara yer verilmiştir. İkisini birlikte okumak, eşiğin nerede çizildiğini anlamak için gereklidir.
Ömer Tosun, B. No: 2021/44251, 10/12/2025
Jandarma gözaltısı sırasında darp edildiği iddiasına ilişkindir. Mahkeme, kullanılan gücün başvurucunun tutumuyla orantısız ve aşırı olduğunu tespit etmiştir. Sol kulak zarı delinmesi ile olay arasında nedensel bağ kurulmuştur.
Usul yönünden ise soruşturmanın bağımsız yürütülmediği, kamera kayıtlarının bağımsız biçimde incelenmediği ve çelişkili adli raporların yeterince değerlendirilmediği belirlenmiştir. Hem maddi hem usul boyutundan ihlal kararı verilmiş, yeniden soruşturma yapılmasına ve tazminata hükmedilmiştir.
Murat Fırat, B. No: 2019/33546, 30/07/2025
Gözaltına alınan başvurucunun raporlarında morluk ve burun kırığı tespit edilmiştir. Savcılık, olağanüstü hâl dönemine ilişkin bir sorumsuzluk hükmüne dayanarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir.
Anayasa Mahkemesi bu yaklaşımı kabul etmemiştir. Yaralanmaların açıklanmadığı, gücün gerekli ve orantılı olup olmadığının araştırılmadığı belirlenmiştir. Kararda, sorumsuzluk hükmüne dayanılmadan önce fiilin gerçekten görev kapsamında olup olmadığının veya sınırın aşılıp aşılmadığının incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Usul boyutundan ihlal kararı verilmiştir.
Muhammet Ahmet, B. No: 2019/9742, 16/11/2022
AYM, Muhammet Ahmet, B. No: 2019/9742, 16/11/2022
Gözaltı öncesi ve sonrası raporlarda iz bulunmamakla birlikte, cezaevi girişi muayenesinde gözde yeni bir morluk tespit edilmiştir. Savcılık kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiş, itiraz reddedilmiştir. Mahkeme, cezaevi muayenesindeki yaralanmanın makul bir açıklamasının yapılmadığını ve ilk iki raporu düzenleyen doktorun ifadesinin alınmadığını belirlemiştir. Soruşturma etkili bulunmamış, maddi ve usul boyutundan ihlal kararı verilmiştir.
Avukat değerlendirmesi: Bu karar, kötü muamele dosyalarında en sık kullanılan ispat aracını gösterir. Gözaltı giriş raporu ile cezaevi giriş raporu arasındaki fark, tek başına ispat yükünü ters çevirebilir. Kişi devletin kontrolünde sağlıklı girip yaralı çıkmışsa, bu farkı açıklama yükümlülüğü idareye geçer. Dolayısıyla müdafinin ilk işi her muayene raporunun bir örneğini almaktır. Raporlar arasındaki her fark, dosyanın omurgasını oluşturur.
İhlal Bulunmayan Kararlar
Her başvuru ihlalle sonuçlanmaz. Eşiğin nerede çizildiğini görmek için iki karara bakmak yararlıdır.
Barış Pehlivan, B. No: 2020/17359, 12/12/2024, Genel Kurul. Ceza infaz kurumu görevlisinin yaklaşık on saniyelik bir hareketi değerlendirilmiştir. Çoğunluk, psikolojik zarara ilişkin delil bulunmadığını ve davranışın asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığını kabul etmiştir. Karara karşı oylar yazılmıştır. Karşı oylarda, görevlinin yakın fiziksel teması ve yakın mesafeden agresif konuşmasının aşağılayıcı nitelikte olduğu ve soruşturmanın yetersiz kaldığı belirtilmiştir.
Oğulcan Yiğit Özdemir, B. No: 2020/16726, 17/09/2024. Gösteri sırasında gözaltına alınan başvurucunun saç çekme, tekme ve kelepçe iddiaları incelenmiştir. Mahkeme, adli raporların asgari ağırlık eşiğine ulaşan bir muameleyi ortaya koymadığını belirlemiştir. Başvurucunun savcılık ifadelerinde kötü muameleden hiç söz etmemiş olması da dikkate alınmıştır. İhlal bulunmamıştır.
Bu iki karar bir arada okunduğunda şu sonuç çıkar. Kötü muamele iddiasının başarısı büyük ölçüde iki şeye bağlıdır. İddianın ilk anda ve her aşamada tutarlı biçimde dile getirilmesi, ve iddianın adli raporlarla desteklenmesi.
Zorunlu Olmayan Güç Kuralı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik yaklaşımına göre özel bir kural daha vardır. Kişi özgürlüğünden yoksun bırakılmışsa veya kolluk görevlileri karşısındaysa ve davranışı kesinlikle gerektirmediği hâlde fiziksel güç kullanılmışsa, bu güç insan onuruna saldırı sayılır.
Burada ölçüt gücün ağırlığı değildir. Ölçüt gücün zorunlu olup olmadığıdır. Zorunlu olmayan her güç kullanımı, kural olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini oluşturur.
Bu kural pratikte önemli bir kapı açar. Yaralanma ağır olmasa bile, gücün gereksiz olduğu ortaya konulabiliyorsa ihlal iddiası güçlenir.
Nitelendirme Sorunu ve Cezasızlık
Cezasızlık yalnızca soruşturmanın yavaş yürütülmesinden doğmaz. Fiilin yanlış nitelendirilmesi de aynı sonucu üretir.
Bir kolluk görevlisinin fiili işkence yerine kasten yaralama olarak nitelendirilirse, iki sonuç doğar. Ceza düşer ve zamanaşımı işlemeye başlar. Oysa işkence suçunda zamanaşımı işlemez.
Yargıtay içtihadında nitelendirmenin ölçütü, fiillerin süreklilik ve sistematiklik taşıyıp taşımadığıdır. Uygulamada bu ölçüt dosyadan dosyaya farklı sonuçlar üretmektedir.
Örnek olarak şu yaklaşımlar görülmektedir:
- Karakolda gerçekleşen darp olaylarında, fiiller bir süreç oluşturuyorsa işkence kabul edilmektedir.
- Falaka ve benzeri sistematik uygulamalar işkence olarak nitelendirilmektedir.
- Tek seferlik ve sistematik olmayan güç kullanımı, nitelikli kasten yaralama sayılabilmektedir.
- Yakalama sırasında kullanılan ve sistematik nitelik taşımayan güç, işkence kapsamı dışında değerlendirilebilmektedir.
- Ceza infaz kurumunda süregelen kötü muamele uygulamaları işkence olarak kabul edilmektedir.
Cezasızlığı üreten diğer mekanizmalar şunlardır:
- Soruşturmanın gereksiz uzaması ve zamanaşımı.
- Takdiri indirim nedenlerinin orantısız uygulanması.
- Cezanın ertelenmesi veya seçenek yaptırıma çevrilmesi.
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması. Bu yol artık işkence ve eziyet suçları bakımından kapatılmıştır.
- Görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmaması.
Bu nedenle kötü muamele dosyalarında savunmanın ilk hedefi doğru nitelendirmedir. Fiilin hangi suç tipine girdiği, dosyanın bütün sonucunu belirler.
Soruşturma Usulü: İzin, Görevli Mahkeme ve Yasaklar
İşkence suçunun soruşturulmasında genel memur suçlarından ayrılan özel kurallar vardır. Bu kuralların bilinmesi, soruşturmanın doğru yürütülmesini talep etmeyi sağlar.
Soruşturma İzni Aranmaz
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması kural olarak izne tabidir. İşkence suçu bu kuralın dışındadır. Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un kapsamına ilişkin hükümler ile Türk Ceza Kanunu’nun yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki düzenleme, işkence suçunda izin şartını kaldırmıştır.
Dolayısıyla soruşturmanın başlatılması için idari makamdan izin beklenmez. Bu, cezasızlığı önlemeye yönelik önemli bir güvencedir.
Soruşturmayı Savcı Bizzat Yürütür
Ceza Muhakemesi Kanunu, kolluk görevlileri hakkındaki iddialarda Cumhuriyet savcısının soruşturmayı bizzat ve öncelikle yürütmesini öngörür. Soruşturma kolluğa bırakılamaz.
Bu kural, soruşturmanın bağımsızlığı bakımından belirleyicidir. İddiaya konu birimin kendi soruşturmasını yürütmesi, etkili soruşturma ilkesine aykırıdır.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan genelgede de soruşturmaların hızlı, etkin, bağımsız ve tarafsız yürütülmesi gerektiği belirtilmiştir. Genelgeye göre soruşturma Cumhuriyet başsavcısı veya görevlendireceği savcı tarafından yapılmalı, kolluğa bırakılmamalıdır.
Görevli Mahkeme ve Uygulanmayan Kurumlar
İşkence suçunun üst sınırı on yılı aştığından, yargılama ağır ceza mahkemesinde yapılır.
İşkence suçu bakımından uygulanmayan kurumlar şunlardır:
- Uzlaştırma.
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması.
- Hapis cezasının ertelenmesi, ceza miktarı nedeniyle fiilen mümkün olmayabilir.
- Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar.
Tutuklama ise mümkündür. İşkence suçu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun katalog suçlar listesinde yer alır.
Yasak Sorgu Yöntemleri
Ceza Muhakemesi Kanunu, ifade alma ve sorguda yasak usulleri ayrıca düzenler. İşkence, ilaç verme, yorma, aldatma ve cebir ile tehdit bu kapsamdadır.
Hükmün en önemli sonucu şudur. Bu yollarla elde edilen beyanlar, ilgilinin rızası olsa bile delil olarak kullanılamaz.
İşkence veya Kötü Muameleye Maruz Kalan Kişi Ne Yapmalıdır?
İşkence veya kötü muameleye maruz kaldığını ileri süren kişiler, olayın özelliklerine göre birden fazla hukuki yola başvurabilir.
Suç Duyurusu
İlk adım Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasıdır. Dilekçede şu hususların açıkça belirtilmesi önemlidir:
- Olayın meydana geldiği yer ve zaman.
- İddia edilen davranışların ayrıntılı anlatımı.
- Varsa sorumlu kişilerin kimlikleri veya tanımlayıcı özellikleri.
- Olayın tanıkları.
- Mevcut deliller ve talep edilen delil toplama işlemleri.
Delillerin Korunması
Zamana karşı yapılması gerekenler vardır:
- Sağlık kuruluşuna başvurulması ve gerekli tıbbi değerlendirmelerin yapılması.
- Olay yerindeki ve çevredeki kamera görüntülerinin muhafazasının derhal talep edilmesi.
- Kolluk ve gözaltı kayıtları ile sevk belgelerinin istenmesi.
- Tanıkların kimlik ve iletişim bilgilerinin kaydedilmesi.
- Giysi, eşya gibi fiziksel delillerin saklanması.
Kamera görüntüleri belirli sürelerde otomatik olarak silinir. Bu nedenle muhafaza talebinin gecikmeden yapılması belirleyicidir.
Soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin işleyişi hakkında ayrıntılı bilgi için soruşturma ve kovuşturma süreçleri sayfamıza bakabilirsiniz.
Sağlık Raporları ve İstanbul Protokolü
İşkence ve kötü muamele iddialarının belgelenmesinde fiziksel bulgular kadar ruhsal etkilerin değerlendirilmesi de önem taşır.
Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve 2022 yılında güncellenen İstanbul Protokolü, işkence ve diğer kötü muamele türlerinin etkili biçimde soruşturulması ile tıbbi ve hukuki açıdan belgelenmesine ilişkin uluslararası ölçütler ortaya koyar.
Protokol çerçevesinde önem taşıyan hususlar şunlardır:
- Muayenelerin uygun koşullarda ve kolluk görevlisi bulunmaksızın yapılması.
- Kişinin kendi beyanlarının eksiksiz kaydedilmesi.
- Fiziksel bulguların ayrıntılı biçimde belgelenmesi.
- Gerektiğinde psikolojik değerlendirmelere başvurulması.
- Bulgular ile iddia arasındaki tutarlılığın değerlendirilmesi.
Önemli bir noktayı vurgulamak gerekir. Kötü muamele iddiasını doğrulayan bir sağlık raporunun bulunmaması, tek başına iddianın dayanaksız olduğu veya soruşturma yapılmasına gerek bulunmadığı anlamına gelmez.
Özellikle psikolojik baskı, tehdit ve aşağılama biçimindeki kötü muameleler fiziksel iz bırakmayabilir. Somut olayda tanık beyanları, kamera görüntüleri ve tutanaklardaki çelişkiler iddianın araştırılmasını gerektirebilir.
AYM’ye Bireysel Başvuru ve AİHM Yolu
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
Kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri süren kişiler, koşulların bulunması hâlinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilir.
Kural olarak olağan ve etkili iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekir. Bireysel başvuru süresi, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gündür. Başvuru yolu öngörülmemişse süre ihlalin öğrenildiği tarihten işler.
Bazı özel durumlarda kabul edilebilirlik koşulları ayrıca değerlendirilir:
- Soruşturmanın uzun süre sonuçlandırılmaması.
- Soruşturmanın etkisiz yürütülmesi.
- Mevcut başvuru yollarının somut olayda etkili olmaması.
Anayasa Mahkemesi, maddi veya usul boyutunun ihlal edildiğini tespit ederse ihlalin sonuçlarının giderilmesine yönelik kararlar verir. İhlalin niteliğine göre yeniden soruşturma veya yargılama yapılması ve tazminat gibi giderim yolları gündeme gelir.
Bireysel başvuru usulü ve süreleri hakkında ayrıntılı bilgi için Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları sayfamızı inceleyebilirsiniz. Emsal kararlara ise Anayasa Mahkemesinin resmî bireysel başvuru sayfası üzerinden ulaşılabilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru
İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, koşullar mevcutsa AİHM’ye başvuru da mümkündür.
AİHM başvurularında kural olarak nihai iç hukuk kararından itibaren dört aylık başvuru süresi uygulanır. Ancak sürenin başlangıcı ve tüketilmesi gereken etkili iç hukuk yolları somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.
AİHM başvuru süreci hakkında bilgi için insan hakları hukuku ve AİHM başvuruları sayfamıza bakılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
İşkence ve kötü muamele yasağı nedir?
Kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü ve insan onurunu koruyan mutlak bir yasaktır. Anayasa’nın 17. maddesi ile AİHS’nin 3. maddesinde güvence altına alınmıştır. Hiçbir koşulda askıya alınamaz.
Kötü muamele ne demek?
Kişinin fiziksel veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren, aşağılanmasına ya da insan onurunun zedelenmesine yol açan davranışlardır. Bir davranışın kötü muamele sayılması için asgari ağırlık eşiğini aşması gerekir.
Kötü muamele suçunun cezası nedir?
TCK’nın 232. maddesindeki kötü muamele suçunun cezası iki aydan bir yıla kadar hapistir. Fiiller sistematik ve sürekli nitelikteyse TCK’nın 96. maddesindeki eziyet suçu gündeme gelir. Eziyet suçunun cezası iki yıldan beş yıla kadar hapistir.
AİHM 3 madde nedir?
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi işkence yasağını düzenler. Hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamayacağını hükme bağlar.
İşkence yalnızca fiziksel şiddet midir?
Hayır. Belirli ağırlığa ulaşan psikolojik baskı, tehdit, aşağılama ve kişinin ruhsal bütünlüğüne ciddi zarar veren davranışlar da kapsama girebilir. Değerlendirme somut olayın koşullarına göre yapılır.
İşkence suçunu yalnızca polis veya jandarma mı işleyebilir?
Hayır. Suçun faili kamu görevlisidir ve bu sıfat yalnızca kolluk ile sınırlı değildir. Suça iştirak eden diğer kişiler de kanun gereğince kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
İşkence iddiasında darp raporu bulunması zorunlu mudur?
Hayır. Sağlık raporu önemli bir delildir, ancak bulunmaması iddianın araştırılmasını engellemez. İddia mevcut bütün deliller ve olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Takipsizlik kararı verilirse süreç biter mi?
Bitmez. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebilir. Ayrıca soruşturmanın etkili yürütülmediği iddiası, iç hukuk yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesine taşınabilir.
İşkence soruşturması yapılmaması hak ihlali midir?
Savunulabilir bir iddia bulunmasına rağmen etkili soruşturma yürütülmemesi, Anayasa’nın 17. maddesindeki yasağın usul boyutunun ihlaline neden olabilir.
İşkence suçunda zamanaşımı var mıdır?
TCK’nın 94. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez. Hüküm 2013 yılında eklenmiştir. Daha önceki fiiller bakımından zaman bakımından uygulama ilkeleri ayrıca değerlendirilir.
Kötü muamele nedeniyle tazminat istenebilir mi?
İstenebilir. Olayın niteliğine göre idarenin hizmet kusuruna dayalı tam yargı davası, koruma tedbirleri kapsamında CMK hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına bağlı giderim yolları gündeme gelebilir.
Sonuç
İşkence ve kötü muamele yasağı, insan onurunun ve kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunmasını sağlayan temel bir anayasal güvencedir.
Bu yasak hiçbir koşulda askıya alınamaz. Kamu güvenliği, suçla mücadele veya olağanüstü koşullar gerekçe gösterilerek meşrulaştırılamaz.
Bununla birlikte yasağın gerçek anlamda korunması, yalnızca fiillerin hukuk düzeninde yasaklanmış olmasına bağlı değildir. Devletin savunulabilir iddialar hakkında gecikmeksizin harekete geçmesi, delilleri toplaması, soruşturmaları bağımsız ve tarafsız yürütmesi ve sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaları işletmesi gerekir.
AYM ve AİHM içtihatlarında ortaya konulduğu üzere, soruşturmaların gereksiz biçimde uzaması, delillerin toplanmaması ve sorumluların fiilen cezasız kalması yasağın usul boyutunun ihlaline neden olmaktadır.
Bu nedenle kötü muamele iddialarında hukuki strateji iki ayaklı kurulmalıdır. Birinci ayak, fiilin maddi yönden ispatıdır. İkinci ayak ise soruşturmanın nasıl yürütüldüğünün adım adım kayıt altına alınmasıdır. İkinci ayak, çoğu dosyada birinci ayaktan daha belirleyici olmaktadır.
Avukata Sor
İşkence veya kötü muamele iddialarında ilk günler belirleyicidir. Sağlık raporunun usulüne uygun alınması, kamera kayıtlarının muhafazasının talep edilmesi ve suç duyurusunun doğru kurgulanması sonucu değiştirir. Soruşturmanın etkisiz yürütüldüğünü düşünüyorsanız süreç kayıt altına alınmalıdır. Dosyanızın değerlendirilmesi için büromuza başvurabilirsiniz.
Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.
Diğer çalışma alanlarımız için Ankara Avukat sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Av. Fatih Gökçe Kimdir?
Mesleğini Ankara Barosu’na bağlı olarak sürdüren Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu bünyesindeki Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Komisyonu ve İnsan Hakları Merkezi gibi çeşitli kurul, merkez ve komisyonlarda aktif görevler üstlenmektedir. Bu görevlerin yanı sıra, demokratik kitle örgütleri nezdinde insan hakları, adalet ve özgürlük temelli çalışmalar yürütmekte; ayrıca çalışma alanlarına ilişkin akademik nitelikte araştırma ve yayın faaliyetleri de gerçekleştirmektedir.
Meslek yaşamı boyunca, Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde hukuki uyuşmazlıkları bulunan kişilere hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmuştur. Her bir müvekkilinin hakkını, onurunu ve hukuki menfaatini adil yargılanma ve savunma hakkı ilkesi çerçevesinde korumayı temel mesleki değeri olarak benimsemektedir.
Savunma mesleğini yalnızca bir iş olarak değil, adaletin tesisine katkı sunan bir toplumsal sorumluluk olarak görmekte; müvekkillerinin haklarını kararlılıkla ve adalete erişim hakkı ilkesi doğrultusunda savunmaktadır.
Bu yazı için önerilen SEO başlık ve açıklama örneği
Title: İşkence ve Kötü Muamele Yasağı: Suç ve Ceza – 2026
Description: İşkence ve kötü muamele yasağı mutlaktır. TCK 94 işkence suçu cezası, eziyet suçu ve etkili soruşturma yükümlülüğü.
