
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17 Aralık 2025 tarihli ve 2023/131 Esas, 2025/593 Karar sayılı kararıyla terör örgütü propagandası suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki sınırı yeniden çizmiştir. Karara göre TMK 7/2 kapsamındaki pankart, slogan, amblem ve resim gibi eylemler otomatik olarak suç oluşturmaz; her somut olayda eylemin gerçekleştiği ortamın barışçıl olup olmadığı, kamu düzeninin bozulup bozulmadığı, ifadenin şiddete çağrı içerip içermediği ve terör suçlarının işlenmesi bakımından ciddi, yakın ve açık bir tehlike oluşturup oluşturmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Kurul, izinli ve olaysız sona eren bir Nevruz kutlamasında asılan pankart bakımından beraat kararını yerinde bulmuştur.
Yazı İçeriği
- Ceza Genel Kurulunun İncelediği Olay
- TMK 7/2: Propaganda Suçunun Yasal Çerçevesi
- Propaganda Suçunun Unsurları Nelerdir?
- Pankart, Slogan veya Sembol Tek Başına Suç Oluşturur mu?
- Şiddete Çağrı Ölçütü
- İfade Özgürlüğü ile Terörle Mücadele Arasında Denge
- Barışçıl Gösterinin Önemi ve TCK 26/1
- Ciddi, Yakın ve Açık Tehlike Kriteri
- Sınırın Aşıldığı Haller
- Kararın Önceki İçtihatla İlişkisi
- Kararın Uygulamadaki Yedi Sonucu
- Propaganda Suçunun Cezası ve Yargılama Usulü
- Savunma Stratejisi
- Sık Sorulan Sorular
Ceza Genel Kurulunun İncelediği Olay
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2023/131 E., 2025/593 K., Karar Tarihi: 17/12/2025
Somut olayda sanık hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan dava açılmıştır. Olay, 20 Mart 2015 tarihinde Kaymakamlık makamının uygun görmesi üzerine gerçekleştirilen bir Nevruz kutlaması sırasında meydana gelmiştir. Etkinlik sırasında sanık tarafından, önceki yıllarda öldürülen örgüt mensuplarının fotoğraflarının bulunduğu ve belirli bir sloganın yer aldığı bir pankart kutlama alanına asılmıştır.
Etkinlik sırasında konuşmalar yapılmış, Türkçe ve Kürtçe şarkılar çalınmış ve kutlama yaklaşık üç saat sonra herhangi bir olay yaşanmadan sona ermiştir. Sanık, pankartı kendisinin astığını kabul etmiştir.
Bitlis 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın üzerine atılı suçtan CMK 223/2-a uyarınca beraatine karar vermiştir. Karar, Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından da onanmıştır. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, pankartın örgüt mensuplarının fotoğraflarını içermesi nedeniyle eylemin TMK 7/2-b-1 kapsamında terör örgütü propagandası oluşturduğu gerekçesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. Ceza Genel Kurulu itirazı reddetmiştir.
Kararın önemi, yalnızca bir beraat hükmünün onanmasından ibaret değildir. Ceza Genel Kurulu bu vesileyle, propaganda suçunun uygulanmasında yıllardır tartışılan “eylem tipine bakarak otomatik mahkumiyet” yaklaşımını açıkça reddetmiş ve yerine somut olay değerlendirmesine dayalı bir yöntem koymuştur.
TMK 7/2: Propaganda Suçunun Yasal Çerçevesi
Terör örgütü propagandası suçu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Kanun metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.
Fıkranın yapısı iki katmanlıdır:
- Temel suç tipi: Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmak.
- Fıkranın devamında sayılan fiiller: Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde kimliğin gizlenmesi amacıyla yüzün kapatılması; terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, slogan atılması, ses cihazlarıyla yayın yapılması ve örgüt sembollerinin bulunduğu üniformanın giyilmesi.
Ceza Genel Kurulu kararında, maddenin tarihsel gelişimine geniş yer verilmiş ve özellikle 6459 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe dikkat çekilmiştir. Bu değişiklikle maddeye “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” ibaresi eklenmiş ve suçun kapsamı ifade özgürlüğü bakımından daraltılmıştır. Değişikliğin gerekçesinde de suçun kapsamının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarına uyumlu hale getirildiği belirtilmiştir.
Bu düzenleme, propaganda suçunun her türlü örgüt yanlısı açıklamayı kapsayan sınırsız bir suç tipi olmadığını göstermektedir.
Propaganda Suçunun Unsurları Nelerdir?
Kararın en önemli bölümlerinden biri, TMK 7/2 kapsamında propaganda suçunun hangi koşullarda oluşabileceğine ilişkin açıklamalardır. Ceza Genel Kurulu, propaganda kavramını yalnızca bir örgüte ait sembol, fotoğraf, pankart veya sloganın kullanılmasına indirgememiştir.
Kararda propaganda; belirli bir düşüncenin başkalarına benimsetilmesi, yayılması ve bu doğrultuda kişilerin etkilenmesini amaçlayan faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu tanım, kavramın özünde bir etkileme amacı bulunduğunu ortaya koyar.
Bu nedenle bir eylemin propaganda niteliğinde olup olmadığı belirlenirken yalnızca “ne söylendiği” veya “ne taşındığı” değil, şu hususlar da dikkate alınmalıdır:
- Eylemin hangi amaçla gerçekleştirildiği
- Hangi ortamda gerçekleştirildiği
- Kimlere karşı yöneldiği
- Hangi koşullarda gerçekleştiği
Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: Bir sembolün veya görselin dosyada bulunması, suçun maddi unsurunun oluştuğunu göstermez. O sembolün kullanılmasındaki amaç ve bağlam ayrıca ortaya konulmalıdır.
Pankart, Slogan veya Sembol Tek Başına Suç Oluşturur mu?
Kararın uygulama bakımından en önemli sonuçlarından biri budur. TMK 7/2’nin devamında, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, slogan atılması veya ses cihazlarıyla yayın yapılması gibi eylemler de düzenlenmiştir.
Ancak Ceza Genel Kurulu, bu eylemlerin kanunda sayılmış olmasının, her somut olayda otomatik olarak ceza verilmesini gerektirmediğini açıkça ortaya koymuştur.
Kurula göre, ikinci fıkranın son cümlesinde sayılan fiillerin suç oluşturabilmesi bakımından mutlaka cebir, şiddet veya tehdit unsurunun bulunması şart değildir. Bununla birlikte bu eylemlerin, aşağıdaki hukuki değerler bakımından ciddi bir tehlike oluşturması gerekir:
- Toplumsal barış
- Kamu düzeni
- Terör suçlarının önlenmesi
- Örgüte katılımın engellenmesi
Dolayısıyla yalnızca bir pankartın açılması veya bir sloganın atılması, olayın diğer bütün koşullarından bağımsız olarak mahkumiyet için yeterli kabul edilmemelidir. Bu tespit, savunma bakımından kararın en güçlü dayanağıdır.
Şiddete Çağrı Ölçütü
Ceza Genel Kurulu kararında özellikle dikkat çeken hususlardan biri, şiddete çağrı kriterinin önemidir. Kurul, ifade özgürlüğü ile terörle mücadele arasında denge kurulurken, ifade veya eylemin gerçekten şiddete yönlendirme niteliği taşıyıp taşımadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir.
Bu yaklaşımın iki önemli sonucu vardır:
- Bir düşüncenin radikal, sert, rahatsız edici veya toplumun bir bölümü bakımından kabul edilemez bulunması, tek başına onun ceza hukuku kapsamında suç oluşturduğu anlamına gelmez.
- Önemli olan, somut olayda açıklamanın veya eylemin şiddeti destekleyip desteklemediği, şiddete teşvik edip etmediği ya da terör suçlarının işlenmesi bakımından ciddi, yakın ve açık bir tehlike meydana getirip getirmediğidir.
Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade özgürlüğüne ilişkin içtihatlarıyla da paralellik göstermektedir. İfade özgürlüğünün sınırlarına ilişkin benzer tartışmalar için sosyal medyada hakaret ve ifade özgürlüğü başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
İfade Özgürlüğü ile Terörle Mücadele Arasında Denge
Ceza Genel Kurulu, terör örgütü propagandası suçunun uygulanmasında ifade özgürlüğünün ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Anayasanın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır.
Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak değildir. Terör suçlarının önlenmesi, kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunması gibi meşru amaçlarla ifade özgürlüğüne müdahale edilebilir. Ancak müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olması gerekir.
Kararda dikkate alınması gereken kriterler arasında özellikle şunlar sayılmıştır:
- İfadeyi kullanan kişinin kimliği ve kitleleri etkileme potansiyeli
- İfadenin kime karşı veya hangi kitleye yönelik olduğu
- İfadenin içeriği ve bağlamı
- İfadenin söylendiği veya eylemin gerçekleştirildiği yer ve zaman
- Kullanılan aracın etkinliği
- Müdahalenin ifade özgürlüğü üzerindeki caydırıcı etkisi
- İfadenin güncel bir toplumsal tartışmaya katkısı
- İfadenin kişinin kendisini gerçekleştirmesine katkısı
Bu kriterlerin tamamının her olayda aynı ağırlıkta uygulanması gerekmemektedir. Ancak mahkemenin somut olayın koşullarını dikkate alan ilgili, yeterli ve olgusal temellere dayanan bir gerekçe oluşturması gerekmektedir.
Barışçıl Gösterinin Önemi ve TCK 26/1
Somut olay bakımından belirleyici hususlardan biri, Nevruz etkinliğinin izinli olması ve herhangi bir olay yaşanmadan sona ermesidir. Ceza Genel Kurulu şu unsurları birlikte değerlendirmiştir:
- Etkinliğin Kaymakamlık makamının uygun görmesi üzerine yapılması
- Kolluk görevlilerinin etkinliğe müdahale etmemesi
- Etkinliğin olaysız şekilde sona ermesi
- Kamu düzeninin bozulduğuna ilişkin somut bir tespit bulunmaması
- Pankart içeriğinin açıkça şiddete çağrı içermemesi
Sonuç olarak sanığın eyleminin TCK 26/1 kapsamında hakkın kullanılması, başka bir ifadeyle ifade özgürlüğünün kullanılması niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle sanığın eylemi suç olarak değerlendirilmemiştir.
Buradaki hukuki teknik önemlidir: Eylem, “suçun unsurları oluşmadı” gerekçesiyle değil, bir hukuka uygunluk sebebi olan hakkın kullanılması kapsamında değerlendirilmiştir. Bu, savunmanın dilekçelerinde TCK 26/1’i açıkça ileri sürmesi gerektiği anlamına gelir.
Ciddi, Yakın ve Açık Tehlike Kriteri
Kararın hukuk uygulaması bakımından belki de en önemli noktalarından biri, ifade veya eylemin cezalandırılabilmesi için korunan hukuki değerler açısından ciddi, yakın ve açık bir tehlike oluşturup oluşturmadığının araştırılması gerektiğine yapılan vurgudur.
Ceza Genel Kurulu bu değerlendirmede soyut ifadelerin yeterli olmayacağını belirtmiştir. Mahkeme şu unsurları somut olay üzerinden değerlendirmelidir:
- İfadenin içeriği
- Olayın gerçekleştiği ortam
- Muhatap kitle
- Gösterinin niteliği
- Kullanılan araçlar
- Olayın barışçıl olup olmadığı
- Kamu düzenine etkisi
- Şiddete çağrı bulunup bulunmadığı
Bu yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye hakkındaki kararlarında yer verdiği gerekçelendirme standartlarıyla da örtüşmektedir. Özellikle Gül ve Diğerleri/Türkiye kararında AİHM, yerel mahkemelerin ifadelerin içerik, bağlam ve potansiyel etkilerini yeterince değerlendirmeden mahkumiyet kurmasını eleştirmiştir.
Sınırın Aşıldığı Haller
Kararda dikkat çeken bir başka husus, örgüt lehine olduğu düşünülebilecek her ifade veya davranışın otomatik olarak propaganda suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğidir. Kararda AYM ve AİHM’in çeşitli kararlarına atıf yapılarak, şiddete başvurmayı teşvik etmeyen ve terör suçlarının işlenmesi bakımından tehlike yaratmayan düşünce açıklamalarının, içerikleri rahatsız edici veya sert olsa dahi ifade özgürlüğünün korumasından yararlanabileceği belirtilmiştir.
Buna karşılık ifade veya eylemin aşağıdaki niteliklerden birini taşıması halinde farklı bir hukuki değerlendirme yapılabilecektir:
- Terör eylemlerini övmesi
- Şiddeti meşru göstermesi
- Şiddete çağrı yapması
- Terör suçlarının işlenmesini teşvik etmesi
- Örgüte katılmayı doğrudan teşvik etmesi
- Toplumsal barış ve kamu düzeni açısından ciddi tehlike oluşturması
Burada belirleyici olan yalnızca kullanılan kelime veya sembol değil, eylemin bütünü ve somut olay bağlamıdır. Karar bu yönüyle tek taraflı bir serbesti getirmemekte; sınırın nerede olduğunu da açıkça çizmektedir.
Kararın Önceki İçtihatla İlişkisi
Kararın değerini anlamak için, Yargıtay uygulamasında bu konuda yaşanan gerilimi bilmek gerekir.
Ceza Genel Kurulunun 19 Kasım 2020 tarihli kararında, duruşma salonunda örgüt lideri lehine slogan atılmasına ilişkin bir olayda, TMK 7/2’de örgütün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde slogan atılmasına ilişkin özel düzenleme esas alınmış ve bu tür eylemlerde ayrıca ilk cümledeki şiddet unsurunun aranmayacağı yaklaşımı oyçokluğuyla benimsenmişti. Buna karşılık ilgili Ceza Dairesi, sloganın söylendiği ortamı, dinleyici kitlesini harekete geçirme potansiyelinin bulunmamasını ve sözlerin doğrudan şiddeti teşvik etmemesini dikkate alarak bozma yönünde görüş bildirmişti.
Yine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13 Ekim 2022 tarihli kararında, terör örgütüyle ilişkilendirilen bir kolyenin takılmasından ibaret eylemin doğrudan örgütün cebir, şiddet veya tehdit yöntemlerini meşru gösteren, öven veya teşvik eden nitelikte olmadığı değerlendirilerek mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
17 Aralık 2025 tarihli yeni karar, bu iki çizgi arasında bir denge kurmaktadır. Kurul, fıkranın son cümlesindeki fiillerde şiddet unsurunun mutlaka aranmayacağı yönündeki önceki kabulünü tümüyle terk etmemekte; ancak buna ciddi tehlike şartını eklemektedir. Böylece “sayılan fiil varsa ceza verilir” şeklindeki otomatik uygulama kapatılmış olmaktadır. Uygulama bakımından bu, önceki içtihadın sertliğini yumuşatan bir ara formül niteliğindedir.
Kararın Uygulamadaki Yedi Sonucu
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/12/2025 tarihli ve 2023/131 E., 2025/593 K. sayılı kararı, terör örgütü propagandası suçundan yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda önem taşıyan kriterleri bir arada ortaya koymaktadır. Karardan hareketle şu sonuçlara ulaşılabilir:
- Birincisi: TMK 7/2 kapsamında sayılan pankart, slogan, resim veya sembol gibi fiillerin varlığı tek başına mahkumiyet için yeterli değildir.
- İkincisi: Bu tür fiiller bakımından mutlaka cebir, şiddet veya tehdit bulunması gerekmese de, korunan hukuki değerler bakımından ciddi bir tehlikenin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
- Üçüncüsü: Her somut olayda ifade özgürlüğü kapsamında hukuka uygunluk denetimi yapılmalıdır.
- Dördüncüsü: Eylemin gerçekleştiği gösterinin barışçıl olup olmadığı önem taşımaktadır.
- Beşincisi: Şiddete çağrı veya terör suçlarının işlenmesine yönelik teşvik, değerlendirmede temel belirleyici ölçütlerden biridir.
- Altıncısı: Mahkumiyet için soyut değerlendirmeler yerine olgusal temellere dayanan, ilgili ve yeterli gerekçe gösterilmelidir.
- Yedincisi: İfadenin içeriği kadar ifade edildiği yer, zaman, muhatap kitle, kullanılan araç ve olayın bütünsel bağlamı da dikkate alınmalıdır.
Propaganda Suçunun Cezası ve Yargılama Usulü
Suça ilişkin temel bilgiler aşağıdadır:
- Temel ceza: Bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası.
- Basın ve yayın yoluyla işlenmesi: Ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında adli para cezasına hükmolunur.
- Görevli mahkeme: Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda ağır ceza mahkemesi görevlidir.
- Şikayet: Suç şikayete tabi değildir, resen soruşturulur.
- Uzlaştırma: Kapsam dışıdır.
- Dava zamanaşımı: Sekiz yıl. Zincirleme biçimde işlenmesi halinde süre son eylem tarihinden başlar.
- HAGB: Hükmolunan ceza iki yıl veya daha az ise ve diğer şartlar varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
- Erteleme: İki yıl veya daha az cezalarda erteleme mümkündür.
- Adli para cezasına çevirme: Ceza bir yıl veya daha az ise gündeme gelebilir.
HAGB kurumuna ilişkin güncel tartışmalar için HAGB ve kötü muamele başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Savunma Stratejisi
Terör örgütü propagandası suçlamasıyla karşılaşan kişiler bakımından, yeni karar ışığında savunmada öne çıkarılması gereken hususlar şunlardır:
- Etkinliğin hukuki durumu: Toplantı veya gösterinin izinli olup olmadığı, idareye bildirimde bulunulup bulunulmadığı belgelenmelidir. İzinli etkinlik, barışçıllık lehine güçlü bir karinedir.
- Kolluk tutumu: Kolluğun etkinliğe müdahale edip etmediği, müdahale kararı alınıp alınmadığı tutanaklarla ortaya konulmalıdır. Müdahale edilmemiş olması, kamu düzeninin bozulmadığını gösterir.
- Olay tutanaklarının incelenmesi: Etkinliğin nasıl sona erdiği, herhangi bir olay yaşanıp yaşanmadığı, yaralanma veya zarar bulunup bulunmadığı dosyadan çıkarılmalıdır.
- İçerik analizi: Pankart, slogan veya sembolün şiddete çağrı, övme veya teşvik içerip içermediği metin üzerinden ayrıntılı tartışılmalıdır.
- Ciddi tehlike yokluğu: Eylemin toplumsal barış, kamu düzeni ve terör suçlarının önlenmesi bakımından somut bir tehlike doğurmadığı, dosyadaki delillerle ortaya konulmalıdır.
- TCK 26/1 savunması: Eylemin hakkın kullanılması kapsamında kaldığı açıkça ileri sürülmelidir.
- Bağlamın ortaya konulması: Eylemin hangi tarihte, hangi toplumsal ortamda ve hangi kitleye yönelik gerçekleştiği ayrıntılandırılmalıdır.
- İçtihat desteği: Ceza Genel Kurulunun 2023/131 E., 2025/593 K. sayılı kararı savunma dilekçesine doğrudan dayanak yapılmalıdır.
- Gerekçe denetimi: Mahkumiyet halinde, kararın olgusal temele dayanmayan soyut gerekçe içerdiği istinaf ve temyiz dilekçelerinde ileri sürülmelidir.
- Bireysel başvuru: Kanun yolları tüketildikten sonra ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı yönünden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir. Kararlara AYM Kararlar Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.
Sonuç ve Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2023/131 Esas, 2025/593 Karar sayılı kararı, terör örgütü propagandası suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki sınırın belirlenmesi bakımından önemli bir içtihat niteliğindedir.
Kararın temel yaklaşımı şudur: TMK 7/2 kapsamında tipik olarak görülebilecek bir eylemin varlığı tek başına cezalandırma için yeterli değildir; eylemin aynı zamanda somut olayın koşulları içerisinde değerlendirilmesi ve ifade özgürlüğü kapsamında hukuka uygunluk denetiminden geçirilmesi gerekir.
Özellikle barışçıl bir toplantı veya gösteri sırasında gerçekleştirilen pankart taşıma, slogan atma, resim veya sembol kullanma gibi eylemler bakımından; olayın bütün koşulları, kamu düzenine etkisi ve şiddete çağrı niteliği dikkatle incelenmelidir.
Bu açıdan karar, terörle mücadele ile ifade özgürlüğü arasında kurulması gereken dengenin somut olay üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Dolayısıyla propaganda suçlamasıyla karşılaşılan dosyalarda yalnızca eylemin şekline değil; eylemin içeriğine, bağlamına, gerçekleştirildiği ortama, muhatap kitleye, barışçıl olup olmadığına, kamu düzenine etkisine ve şiddete çağrı içerip içermediğine birlikte bakılması gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu, somut olayda tüm bu kriterleri birlikte değerlendirerek, izinli ve olaysız gerçekleşen Nevruz kutlamasında asılan pankartın ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı sonucuna ulaşmış ve sanık hakkında verilen beraat kararının isabetli olduğunu kabul etmiştir.
Sık Sorulan Sorular
Terör örgütü propagandası suçunun cezası nedir?
Bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
Pankart asmak tek başına suç oluşturur mu?
Oluşturmaz. Ceza Genel Kurulunun 2023/131 E., 2025/593 K. sayılı kararına göre sayılan fiillerin varlığı tek başına mahkumiyet için yeterli değildir; eylemin ciddi bir tehlike doğurup doğurmadığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Propaganda suçunda şiddete çağrı şart mı?
Temel suç tipinde şiddeti meşru gösterme, övme veya teşvik etme unsuru aranır. Fıkranın son cümlesinde sayılan fiillerde bu unsur mutlaka aranmasa da, korunan hukuki değerler bakımından ciddi, yakın ve açık bir tehlikenin bulunması gerekir.
Propaganda suçunda HAGB veya erteleme mümkün mü?
Mümkündür. Hükmolunan ceza iki yıl veya daha az ise diğer şartların da bulunması halinde HAGB veya erteleme kararı verilebilir; ceza bir yıl veya daha az ise adli para cezasına çevrilme gündeme gelebilir.
Barışçıl bir gösteride açılan pankart suç mudur?
Ceza Genel Kurulu, izinli olarak yapılan ve olaysız sona eren bir kutlamada asılan pankart bakımından eylemin TCK 26/1 kapsamında hakkın kullanılması niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Gösterinin barışçıl olup olmadığı belirleyicidir.
Bu karar devam eden dosyalarımı etkiler mi?
Ceza Genel Kurulu kararları, dairelerin ve derece mahkemelerinin uygulamasında güçlü yönlendirici etkiye sahiptir. Derdest dosyalarda savunma dayanağı yapılabileceği gibi, istinaf ve temyiz dilekçelerinde de ileri sürülebilir.
Sosyal medya paylaşımı propaganda suçu oluşturur mu?
Paylaşımın içeriği, bağlamı ve etkisi belirleyicidir. Aynı ölçütler burada da geçerlidir: Şiddeti meşru gösterme, övme veya teşvik etme ile ciddi ve yakın tehlike unsurları aranır. Sert veya rahatsız edici olması tek başına yeterli değildir.
Avukata Sor
Propaganda suçlamasıyla karşılaşılan dosyalarda savunmanın ilk ifadeden itibaren bağlam ve tehlike ölçütleri üzerine kurulması sonucu belirler. Dosyanızı bu kriterler çerçevesinde birlikte değerlendirelim.
Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.

Av. Fatih Gökçe Kimdir?
Mesleğini Ankara Barosu’na bağlı olarak sürdüren Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu bünyesindeki Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Komisyonu ve İnsan Hakları Merkezi gibi çeşitli kurul, merkez ve komisyonlarda aktif görevler üstlenmektedir. Bu görevlerin yanı sıra, demokratik kitle örgütleri nezdinde insan hakları, adalet ve özgürlük temelli çalışmalar yürütmekte; ayrıca çalışma alanlarına ilişkin akademik nitelikte araştırma ve yayın faaliyetleri de gerçekleştirmektedir.
Meslek yaşamı boyunca, Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde hukuki uyuşmazlıkları bulunan kişilere hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmuştur. Her bir müvekkilinin hakkını, onurunu ve hukuki menfaatini adil yargılanma ve savunma hakkı ilkesi çerçevesinde korumayı temel mesleki değeri olarak benimsemektedir.
Savunma mesleğini yalnızca bir iş olarak değil, adaletin tesisine katkı sunan bir toplumsal sorumluluk olarak görmekte; müvekkillerinin haklarını kararlılıkla ve adalete erişim hakkı ilkesi doğrultusunda savunmaktadır. Detaylı bilgi için hakkımızda sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
