
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ile sonuçlanan bir ceza dosyasında aylarca tutuklu kaldıysanız, önünüzde birbirinden farklı iki hukuki yol vardır. Birincisi, tutuklamanın ölçüsüz olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudur; Anayasa Mahkemesi Ramazan Aydoğdu (B. No: 2022/4860, 15/10/2025) kararında altı ay tutuklu kalıp HAGB alan başvurucu yönünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. İkincisi, CMK 141 kapsamında tazminat istemidir; Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göre bu istem için beş yıllık denetim süresinin dolması ve düşme kararının verilmesi beklenmelidir.
Yazı İçeriği
- HAGB ve Tutukluluk: Birbirinden Ayrı İki Hukuki Yol
- HAGB Nedir, Hukuki Sonucu Nedir?
- Tutuklama Bir Ceza Değil, İstisnai Bir Tedbirdir
- AYM Ramazan Aydoğdu Kararı: Altı Ay Tutukluluk ve Ölçülülük
- Muhtemel Ceza Miktarı Neden Önemli?
- “Adli Kontrol Neden Yetersiz?” Sorusu
- Sonradan Verilen HAGB Kararının Önemi
- Tutuklama Değerlendirmesinde Sorulması Gereken Yedi Soru
- Tazminat Koşulları ve Mahsup Esası
- Düşme Kararı Neden Beklenmelidir? (CGK Kararı)
- Fazladan Tutukluluk Kriteri
- Başvuru Süresi ve Görevli Merci
- Adım Adım Yol Haritası
- Sık Sorulan Sorular
HAGB ve Tutukluluk: Birbirinden Ayrı İki Hukuki Yol
Uygulamada en sık yapılan hata, HAGB ile sonuçlanan dosyadaki tutukluluğa ilişkin iki farklı hukuki meselenin birbirine karıştırılmasıdır. Bu iki yolun amacı, zamanlaması ve dayanağı farklıdır:
- Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru: Tutuklamanın kendisinin, verildiği ve devam ettirildiği anlardaki koşullar bakımından ölçülü olup olmadığını denetler. Dayanağı Anayasanın 19. maddesidir. İhlal tespit edilirse Anayasa Mahkemesi manevi tazminata hükmedebilir.
- CMK 141 kapsamında tazminat istemi: Yargılamanın nihai sonucu ile tutuklulukta geçen süre arasındaki ilişkiye bakar. Dayanağı CMK 141 ve devamı maddeleridir. HAGB kararı verilen dosyalarda denetim süresinin sonucu beklenmelidir.
Bu ayrım, sürelerin kaçırılmaması bakımından hayati önemdedir. Birini beklerken diğerinin süresini kaçırmak, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açar.
HAGB Nedir, Hukuki Sonucu Nedir?
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinde düzenlenmiştir. Madde metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.
Yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ise, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması, yeniden suç işlemeyeceği kanaatinin oluşması, zararın giderilmesi ve sanığın kabulü şartlarıyla mahkeme hükmün açıklanmasını geri bırakabilir. Bu durumda:
- Kurulan mahkumiyet hükmü sanık hakkında hukuki sonuç doğurmaz.
- Sanık beş yıllık denetim süresine tabi tutulur; suça sürüklenen çocuklar bakımından bu süre üç yıldır.
- Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uyulursa açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılır ve davanın düşmesine karar verilir.
- Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenirse hüküm açıklanır.
HAGB kurumuna ilişkin güncel tartışmalar için HAGB ve kötü muamele başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
HAGB’nin bu askıda niteliği, tutuklulukla ilgili tazminat hakkının hangi anda doğacağı sorusunun cevabını doğrudan belirler.
Tutuklama Bir Ceza Değil, İstisnai Bir Tedbirdir
Tutuklama, bir ceza değildir. Ancak somut olayın koşulları dikkate alındığında, kişi hakkında verilebilecek muhtemel cezanın niteliği ve miktarı ile tutuklama tedbirinin gerekliliği arasında makul bir denge bulunması gerekir.
Ceza muhakemesinde tutuklama tedbirinin amacı, soruşturma veya kovuşturmanın sağlıklı şekilde yürütülmesini güvence altına almaktır. Bu nedenle tutuklama kararının yalnızca isnat edilen suçun niteliğine veya suçun kanunda belirli bir yaptırıma bağlanmış olmasına dayandırılması yeterli değildir. Somut olayda şu hususların ayrıca değerlendirilmesi gerekir:
- Tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığı
- Kaçma veya delilleri etkileme riskinin mevcut olup olmadığı
- Tutuklamanın gerçekten gerekli olup olmadığı
- Daha hafif bir koruma tedbirinin aynı amacı sağlayıp sağlayamayacağı
Başka bir ifadeyle, “tutuklama mümkün mü?” sorusundan önce “tutuklama gerçekten gerekli mi?” sorusunun cevaplandırılması gerekir. CMK 100/1 de bu ilkeyi açıkça ifade eder: İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemez.
AYM Ramazan Aydoğdu Kararı: Altı Ay Tutukluluk ve Ölçülülük
Anayasa Mahkemesi, Ramazan Aydoğdu, B. No: 2022/4860, Karar Tarihi: 15/10/2025
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yaklaşık altı ay tutuklu kaldığı ve yargılama sonunda hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen somut olayda, tutuklamanın ölçülü olup olmadığını değerlendirmiş ve Anayasanın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Mahkeme, tutuklama tedbirinin uygulanmasını değerlendirirken isnat edilen suçun niteliği, muhtemel cezanın niteliği ve adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağına ilişkin gerekçelendirme gibi hususları dikkate almıştır. Sonuç olarak başvurucunun tutuklu tutulmasının ölçülü olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Karar, özellikle tutuklama yerine adli kontrol tedbirlerinin neden yeterli olmayacağının somut biçimde ortaya konulması gerektiğini bir kez daha gündeme getirmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarına Kararlar Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.
Muhtemel Ceza Miktarı Neden Önemli?
Tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün değerlendirilmesinde, isnat edilen suçun niteliğinin yanında, kişinin mahkum olması halinde karşılaşabileceği muhtemel yaptırımın niteliği ve miktarı da önem taşıyabilir. Özellikle somut olayda şu seçeneklerin uygulanma ihtimali bulunuyorsa, tutuklama tedbirinin neden gerekli olduğunun daha dikkatli ve somut biçimde ortaya konulması gerekir:
- Adli para cezasına çevirme
- Cezanın ertelenmesi
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması
Çünkü kişi hakkında uygulanabilecek nihai yaptırım ile soruşturma veya kovuşturma aşamasında uygulanan en ağır koruma tedbirlerinden biri olan tutuklama arasında ölçülülük bakımından bir değerlendirme yapılması gerekir.
Basit bir soru meseleyi netleştirir: Yargılama sonunda cezaevine girmesi muhtemel olmayan bir kişi, yargılama sürecinde neden cezaevinde tutulmaktadır? Bu soruya ikna edici bir cevap verilemiyorsa, tutuklama fiilen cezanın önden infazına dönüşür.
“Adli Kontrol Neden Yetersiz?” Sorusu
Tutuklama kararlarının en önemli unsurlarından biri, adli kontrol tedbirlerinin neden yeterli olmayacağının ortaya konulmasıdır. CMK 101/1 de tutuklama kararlarında adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağının somut olgularla gerekçelendirilmesini açıkça aramaktadır.
Tutuklama yerine adli kontrol uygulanması mümkünken neden kişinin özgürlüğünden yoksun bırakıldığı açıklanmadan verilen kararlar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından ciddi sorunlara yol açabilir.
Ramazan Aydoğdu kararında da, isnat edilen suçtan mahkumiyet halinde dahi cezanın adli para cezasına çevrilmesi, ertelenmesi veya HAGB uygulanması ihtimalinin bulunduğu durumlarda, soruşturma konusu eylemin ağırlığı ve muhtemel ceza miktarı dikkate alınarak adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağının tatmin edici biçimde gerekçelendirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşım öne çıkmaktadır.
Dolayısıyla yalnızca “adli kontrol tedbirleri yetersiz kalacaktır” şeklindeki soyut bir ifade, somut olayın özelliklerine göre yeterli olmayabilir. Asıl mesele, neden yetersiz kalacağının açıklanmasıdır.
CMK 109’da sayılan adli kontrol yükümlülükleri oldukça geniştir: yurt dışına çıkamamak, belirli aralıklarla imza vermek, konutunu terk etmemek, belirlenen yerleri terk etmemek, belirli kişilerle görüşmemek, güvence yatırmak ve elektronik izleme bunlardan bazılarıdır. Bu kadar geniş bir seçenek yelpazesi varken hiçbirinin neden yeterli olmadığının açıklanmaması, gerekçe eksikliğinin en açık göstergesidir.
Sonradan Verilen HAGB Kararının Önemi
Ramazan Aydoğdu kararının dikkat çekici yönlerinden biri, yargılama sonucunda başvurucu hakkında HAGB kararı verilmiş olmasıdır. Burada önemli olan, HAGB kararının tutuklama tedbirini otomatik olarak hukuka aykırı hale getirdiği şeklinde genel bir sonuç çıkarmak değildir.
Esas mesele, tutuklama tedbirinin uygulandığı sırada mevcut olan koşulların ve öngörülebilir sonuçların dikkate alınıp alınmadığıdır. Başka bir ifadeyle tutuklamanın hukuka uygunluğu, yalnızca yargılamanın sonunda ortaya çıkan sonuç üzerinden değerlendirilmez. Tutuklama kararının verildiği ve devam ettirildiği aşamalarda şu unsurlar birlikte değerlendirilmelidir:
- İsnat edilen suçun niteliği
- Mevcut deliller
- Tutuklama nedenleri
- Muhtemel cezanın niteliği ve miktarı
- Adli kontrol tedbirlerinin yeterli olup olmayacağı
Bu nedenle yargılama sonunda HAGB uygulanmış olması, somut olayda tutuklamanın başından itibaren hukuka aykırı olduğu anlamına tek başına gelmez; ancak tutuklamanın ölçülülüğünün değerlendirilmesinde önem taşıyan unsurlardan biri olabilir.
Elbette bir kişinin hakkında HAGB veya erteleme uygulanabilecek olması, hiçbir koşulda tutuklanamayacağı anlamına gelmez. Ancak muhtemel sonuçlar açıkça hafif nitelikteyken ve dosyanın koşulları itibarıyla adli kontrol tedbirleriyle soruşturmanın veya kovuşturmanın güvence altına alınması mümkünken, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasının neden gerekli olduğu daha güçlü bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır.
Tutuklama Değerlendirmesinde Sorulması Gereken Yedi Soru
Karar, tutuklama talebi veya tutukluluğun devamı değerlendirilirken yalnızca isnat edilen suçun katalog suçlardan olup olmadığına veya suçun soyut ağırlığına bakılmasının yeterli olmayabileceğini göstermektedir. Somut olayın bütün özelliklerinin değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme şu yedi soru üzerinden yapılabilir:
- 1. İsnat edilen eylemin somut ağırlığı nedir?
- 2. Mevcut deliller tutuklama bakımından ne ölçüde kuvvetlidir?
- 3. Kaçma veya delilleri etkileme riskini gösteren somut olgular var mıdır?
- 4. Adli kontrol tedbirleri neden yeterli değildir?
- 5. Mahkumiyet halinde uygulanabilecek yaptırımın niteliği ve miktarı nedir?
- 6. Cezanın ertelenmesi, seçenek yaptırımlara çevrilmesi veya HAGB uygulanması ihtimali bulunmakta mıdır?
- 7. Tutukluluğun devamı halinde tedbir ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge bulunmakta mıdır?
Bu sorular, aynı zamanda tutuklamaya itiraz dilekçelerinin iskeletini oluşturur. Her birinin somut olayın özellikleri çerçevesinde ayrı ayrı cevaplanması, itirazın başarı şansını doğrudan etkiler.
Tazminat Koşulları ve Mahsup Esası
HAGB ile sonuçlanan dosyada tutuklulukta geçen süre için CMK 141 kapsamında tazminat istenebilmesi bakımından üç temel ilke vardır:
- Kesin sonuç beklenir: HAGB bir mahkumiyet hükmü içerir ancak bu hüküm hukuki sonuç doğurmaz. Bu nedenle tazminat hakkının kapsamı, denetim süresinin sonucu belli olmadan tespit edilemez.
- Mahsup esası: Hüküm açıklanırsa, tutuklulukta geçen süre verilen cezadan mahsup edilir. Mahsup edilen süre yönünden tazminat istenemez; tazminat ancak cezayı aşan kısım için gündeme gelir.
- Düşme halinde değerlendirme: Denetim süresi sorunsuz tamamlanıp düşme kararı verildiğinde, mahkumiyet hükmü tamamen ortadan kalkar. Bu durumda tutuklulukta geçen sürenin tazminat bakımından değerlendirilmesi, somut dosyadaki hükmedilen ceza ve infaz hesabı ile birlikte yapılır.
Uygulamada düşme kararı sonrası talebin hangi bende dayandırılacağı ve tazminata esas sürenin nasıl belirleneceği tartışmalıdır. Bir görüşe göre hükmedilen cezayı aşan süre esas alınmalı, diğer görüşe göre ise hüküm tamamen ortadan kalktığından tutukluluğun tamamı değerlendirilmelidir. Bu nedenle talebin hukuki dayanağının dosyaya özgü olarak kurulması önem taşır.
Mahkum olan kişinin fazla tutukluluk nedeniyle tazminat hakkı ve Yargıtay’ın koşullu salıverme ile bihakkın tahliye arasındaki içtihat değişikliği için fazla tutukluluk nedeniyle tazminat başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Düşme Kararı Neden Beklenmelidir? (CGK Kararı)
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/765 E., 2018/406 K.
Uyuşmazlık, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir. Olayda davacı, uyuşturucu madde ticareti suçundan bir yıl altı ay yirmi iki gün hapis cezası ile cezalandırılmış ve hakkında HAGB kararı verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu; davacının denetim süresine uyması halinde düşme kararı verileceğini, bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi halinde ise mahkumiyet hükmünün açıklanacağını ve bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde esastan denetim sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebileceğini belirtmiştir. Bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sonucunun beklenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu kararın pratik anlamı şudur: HAGB kararı verilir verilmez açılan tazminat davaları, zararın kapsamı henüz hukuken belirlenemediği gerekçesiyle reddedilebilir. Beş yıllık denetim süresi dolmadan açılan davada ret kararı verilirse, yeniden dava açılması mümkün olmakla birlikte zaman ve masraf kaybı yaşanır.
Ancak burada kritik bir nokta vardır: Bu bekleme zorunluluğu yalnızca CMK 141 tazminat istemi içindir. Tutuklamanın ölçüsüzlüğü nedeniyle Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvuru bakımından bu bekleme geçerli değildir; o başvurunun süresi ayrı işler.
Fazladan Tutukluluk Kriteri
Alacağınız tazminat miktarı hesaplanırken, HAGB kararına konu olan hapis cezası infaz edilseydi cezaevinde geçirilecek süre ile tutuklulukta geçen süre karşılaştırılır. Tutukluluk bu süreyi aşıyorsa, aşan kısım yönünden maddi ve manevi tazminat gündeme gelir.
Somut bir örnek üzerinden açıklayalım. Bir kişi altı ay tutuklu kalmış, yargılama sonunda hakkında on ay hapis cezası verilerek HAGB uygulanmıştır:
- Hüküm açıklanırsa, altı aylık tutukluluk süresi on aylık cezadan mahsup edilir.
- Güncel Yargıtay yaklaşımına göre fazla tutukluluk değerlendirmesinde bihakkın tahliye süresi esas alındığından, altı ay on ayı aşmadığı için bu kapsamda tazminat hakkı doğmaz.
- Denetim süresi sorunsuz tamamlanıp düşme kararı verilirse, hüküm tamamen ortadan kalkar ve tazminat talebi bu yeni hukuki durum üzerinden değerlendirilir.
Görüldüğü üzere aynı dosyada, denetim süresinin sonucuna göre tamamen farklı tazminat sonuçları ortaya çıkabilmektedir. CGK’nın bekleme zorunluluğu tam da bu belirsizlikten kaynaklanmaktadır.
Başvuru Süresi ve Görevli Merci
CMK 141 tazminat istemi
- Süre: Denetim süresi sonunda verilen düşme kararının kesinleştiğinin tebliğinden itibaren üç ay ve her halde kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde başvurulmalıdır. Bu süreler hak düşürücüdür.
- Görevli merci: 7499 sayılı Kanunla 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren CMK 141/1’in (e), (f) ve (l) bentlerine dayanan istemler Tazminat Komisyonuna, diğer bentlere dayanan istemler ise ağır ceza mahkemesine yapılmaktadır. İnternetteki pek çok kaynak halen yalnızca ağır ceza mahkemesini göstermektedir; bu bilgi güncel değildir.
- Karşı taraf: Talep, Hazine ve Maliye Bakanlığı temsil edilerek devlete yöneltilir.
- Harç: Bu dava ve başvurularda harç alınmaz.
Görev dağılımının ayrıntıları ve bu ikili yapının doğurduğu sorunlar için koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında 8. Yargı Paketi başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru
- Süre: Başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılır.
- Tüketilmesi gereken yol: Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarına karşı itiraz yolu tüketilmelidir.
- Sonuç: İhlal tespit edilirse Anayasa Mahkemesi manevi tazminata hükmedebilir.
Adım Adım Yol Haritası
HAGB ile sonuçlanan bir dosyada tutuklu kalmış kişiler bakımından izlenmesi gereken sıralama şu şekildedir:
- 1. Tutukluluk dönemindeki kararların temini: Tutuklama kararı, tutukluluğun devamına ilişkin kararlar ve itirazlara verilen cevaplar dosyadan alınmalıdır. Bu kararlardaki gerekçeler, ölçülülük değerlendirmesinin temelini oluşturur.
- 2. Bireysel başvuru süresinin hesaplanması: Tutukluluğa ilişkin son itiraz kararının öğrenildiği tarih tespit edilmeli ve otuz günlük sürenin durumu kontrol edilmelidir.
- 3. Gerekçe analizi: Kararlarda adli kontrolün neden yetersiz kalacağının somut olarak açıklanıp açıklanmadığı, muhtemel cezanın dikkate alınıp alınmadığı incelenmelidir.
- 4. Denetim süresinin takibi: HAGB kararının kesinleşme tarihi ve beş yıllık denetim süresinin bitiş tarihi kayıt altına alınmalıdır.
- 5. Düşme kararının takibi: Denetim süresi sonunda düşme kararının verilmesi ve kesinleşmesi takip edilmelidir. Kesinleşme tebliğ tarihi, tazminat süresinin başlangıcıdır.
- 6. Tazminat isteminin hazırlanması: Tutuklulukta geçen gün sayısı, gelir kaybı belgeleri ve manevi zarara ilişkin deliller toplanarak istem görevli mercie sunulmalıdır.
Sık Sorulan Sorular
HAGB kararı verilen kişi tutuklu kaldığı süre için tazminat alabilir mi?
Alabilir; ancak Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göre CMK 141 kapsamındaki tazminat istemi için beş yıllık denetim süresinin dolması ve düşme kararı verilmesi beklenmelidir. Erken açılan davalar reddedilebilir.
HAGB ile sonuçlanan dosyada tutuklama hak ihlali midir?
Otomatik olarak değildir. Ancak Anayasa Mahkemesi Ramazan Aydoğdu kararında, altı ay tutuklu kalıp HAGB alan başvurucu yönünden adli kontrolün neden yetersiz kalacağı somut olarak açıklanmadığı için tutuklamayı ölçüsüz bulmuş ve ihlal kararı vermiştir.
Denetim süresinde yeni suç işlenirse tazminat ne olur?
Hüküm açıklanır ve tutuklulukta geçen süre cezadan mahsup edilir. Mahsup edilen süre için tazminat istenemez; ancak tutukluluk cezayı aşıyorsa aşan kısım için talep gündeme gelebilir.
HAGB’ye itiraz edersem tazminat hakkım etkilenir mi?
HAGB kararına karşı 7499 sayılı Kanunla istinaf ve temyiz yolu açılmıştır. Üst mahkemenin beraat kararı vermesi halinde CMK 141/1-e kapsamında tazminat hakkı doğar. Bu nedenle HAGB’ye rıza gösterip göstermeme kararı, tazminat stratejisiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Altı aylık tutukluluk için ne kadar tazminat alınır?
Kanunda sabit bir tutar yoktur. Maddi tazminat gelir kaybı ve masraflar üzerinden hesaplanır; gelir belgelenemezse net asgari ücret esas alınır. Manevi tazminat ise hakimin takdirindedir ve kişinin durumu, suçun niteliği ile olayın kamuoyuna yansıması gibi ölçütlere göre belirlenir.
Hem bireysel başvuru hem tazminat davası yapılabilir mi?
Evet, iki yol farklı hukuki meselelere ilişkindir. Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat ile CMK 141 kapsamında hükmedilecek tazminat arasında mükerrer ödeme yapılmaması için dosyalar arasında bilgi paylaşımı gerekebilir. Bu nedenle iki sürecin koordineli yürütülmesi önerilir.
Avukata Sor
HAGB ile sonuçlanan dosyada tutukluluk için bireysel başvuru ve tazminat yolları farklı sürelere tabidir; birini beklerken diğerinin süresini kaçırmak kesin hak kaybıdır. Dosyanızın takvimini birlikte çıkaralım.
Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.
Av. Fatih Gökçe Kimdir?
Mesleğini Ankara Barosu’na bağlı olarak sürdüren Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu bünyesindeki Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Komisyonu ve İnsan Hakları Merkezi gibi çeşitli kurul, merkez ve komisyonlarda aktif görevler üstlenmektedir. Bu görevlerin yanı sıra, demokratik kitle örgütleri nezdinde insan hakları, adalet ve özgürlük temelli çalışmalar yürütmekte; ayrıca çalışma alanlarına ilişkin akademik nitelikte araştırma ve yayın faaliyetleri de gerçekleştirmektedir.
Meslek yaşamı boyunca, Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde hukuki uyuşmazlıkları bulunan kişilere hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmuştur. Her bir müvekkilinin hakkını, onurunu ve hukuki menfaatini adil yargılanma ve savunma hakkı ilkesi çerçevesinde korumayı temel mesleki değeri olarak benimsemektedir.
Savunma mesleğini yalnızca bir iş olarak değil, adaletin tesisine katkı sunan bir toplumsal sorumluluk olarak görmekte; müvekkillerinin haklarını kararlılıkla ve adalete erişim hakkı ilkesi doğrultusunda savunmaktadır. Detaylı bilgi için hakkımızda sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
